İSTİFA ETTİRMEKLE, EMEKLİLİĞE SEVK ETMEKLE SİYASİ SORUMLULUKTAN KAÇAMAZSINIZ!
Türkiye’de mesele artık yalnızca ekonominin kötü yönetilmesi değil; ekonomiye, kurumlara ve adalet duygusuna duyulan güvenin ağır bir erozyona maruz kalmasıdır.
Sermaye piyasalarında yaşanan hukuksuzluklar, fonları kullanmak suretiyle yapılan yolsuzluklar, borsadaki spekülatif hareketler ve yatırımcının haklı kaygıları karşısında vatandaşın beklediği şey, birkaç bürokratın koltuğunu bırakması değil; hakikatin bütün açıklığıyla ortaya çıkarılması ve başta siyasi olmak üzere bütün sorumluların hukuk önünde hesap vermesidir.
Bugün biri istifa ediyor, diğeri emeklilik dilekçesi veriyor. Peki, soruyoruz: Bu ülkede kamu yönetiminin siyasi sorumluluğu nereye kayboldu? Kurumların işleyişinden, denetim mekanizmalarının etkinliğinden ve piyasalarda güven ortamının tesisinden kim sorumlu?
Görevden alma iradesini dahi ortaya koyamayan bir iktidarın, istifa ve emeklilik işlemleri üzerinden sorumluluğu görünmez kılmaya çalışması, kamu vicdanındaki soruları ortadan kaldırmaz.
Bir ülkede sermaye piyasalarının itibarı, yalnızca endekslerin yükselmesiyle ölçülmez. Asıl ölçü; küçük yatırımcının hakkının korunması, kuralların herkes için eşit uygulanması ve hiçbir kişi ya da çevrenin denetimden muaf olmadığına dair toplumsal güvendir.
Borsa; imtiyazlı çevrelerin kazanç alanı ya da vatandaşın birikimlerinin organize hırsızlık çetelerinin risk iştahına terk edildiği bir kaynak değildir. Sermaye piyasaları, hukuk ve güven üzerine yükselir. Bu güven sarsıldığında kaybeden yalnızca parasını yatıran vatandaş değil, ülkenin ekonomik itibarı ve geleceğidir.
AKP iktidarı, yıllardır ekonomiyi rakamlardan, yönetimi ise koltuklardan ibaret gören anlayışının sonuçlarıyla karşı karşıyadır. Oysa devlet yönetmek, yalnızca atama yapmak değil; yapılan atamaların, kurulan sistemlerin ve işletilen denetim mekanizmalarının siyasi sonuçlarını da üstlenmektir.
Evet, ortada ağır bir ihmal hatta suistimal vardır ve bunun hesabı sorulmalıdır. Kim olduğuna ve hangi makama sahip bulunduğuna bakılmaksızın gereği yapılmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı, sorumluluğu birbirine devreden bir yönetim anlayışı değil; hesap veren, denetlenebilen ve hukukun üstünlüğünü esas alan bir devlet düzenidir.
Türkiye, kişilere ve imtiyazlara göre işleyen bir düzeni değil; kuralları herkese eşit uygulanan, vatandaşının hakkını koruyan ve hesap verebilir bir yönetimi hak etmektedir.