Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin Bunu da öğren; Sevdiğin kadar sevilirsin... Can YÜCEL 💙🇹🇷✌️🇹🇷Yüreği çocuk Rengi çiçek Kıblesi vicdan İdeolojisi sevgi

“ Her gün kalbimin sızladığı bir memlekette yaşamaktan yorgunum.” / B. Keskin
145
1,456
2,833
ihtiyar_33_ retweeted
ARADA KALANLAR... BİZİM kuşaklar arada kaldılar. Bizler "bilgisayarlar" ile "daktilolar" arasında kaldık. "Tel dolaplar" ile "buzdolapları" arasındaki kuşağız biz. "Nihansın dideden" ile "Love story" arasındaydık. Vitrindeki "Renkli ti-vi" ile evdeki "siyah-beyaz" arasında ne kadar gidip geldik, bilemezsiniz. "Hamburger" ile "köfte" arasındaki kuşaktır bizim kuşak. * * * "Mahalle bakkalı" ile "süpermarketlerin" arasında... "Veresiye defterleri" ile "kredi kartları"nın tam ortasındaydık. "Milliyetçilik" ile "yabancı sermaye" arasında bir yerde... "G-string" ile "dantel don" arasında... "Yerli malı" ile "marka" arasında... "Aşk" ile "flört" arasında... "Ucu parfümlü mektuplar" ile "e-mail'ler" arasında... "Alın teri" ile "kolay para" arasında... "Meyhane" ile "Reina" arasında kaldık... * * * Arada kalan kuşağız biz. "Tel çember" ile "ateş eden pilli robot" oyuncaklarının arasında kala kala büyüdük. "Arnavut taşı" ile "asfalt" sokakların kesiştiği köşeydi yerimiz. İşte bakın; "Cumhuriyet" ile "demokrasi" arasında sıkıştık, birisine koşsak öbürünü yitiriyoruz. "Namus" ile "para" arasındayız. Hangisi?.. "Havuç maskesi" ile "botoks" arasında... "Berber Mahmut" ile "Erkek kuaförü Lemi" arasında kalmaktı bizimkisi. * * * Yine şaşkınız bu günlerde. El öpülen, şeker ikram edilen ziyaretler mi, yoksa Antalya'ya gitmek mi bayram?.. Aradayız yine dostlar. Böyle günler gelip çattığında benim canım sıkılır. Uçuk aklım eski ile yeni arasında sıkışıp kalır. Tek ayağımın üzerinde zıplaya zıplaya dönerim. Sonunda... Gülmek ile ağlamak arasında... Bükerim boynumu. Bir yanımda sevinç, bir yanımda hüzün... *Bekir Coşkun
4
3
13
614
ihtiyar_33_ retweeted
Biraz Sosyoloji: Toplumsal Eleştiri Ne yazık ki insanlığın en büyük savaşı silah ve uçaklarla değil, düzenle alakalı olacak. Nasıl mı? Bizi köylerimizden, toprağımızdan koparıp şehirlere yığdılar. Önümüze cazip oyuncaklar serdiler: cafeler, kulüpler, geçici ışıltılar... Yarım dönüm toprağımızı fahiş fiyatlarla elimizden alıp, bizi beton kutulara hapsettiler. Şimdi şehirlerde "30 günü nasıl çıkarırım?" diye çırpınırken; düne kadar bizim olan tarlalardan çıkan ürünleri, fahiş fiyatlarla bize geri satıyorlar. Köyde kurduğumuz o samimi sofrayı "serpme kahvaltı" adıyla fahiş fiyatlara pazarlıyorlar. Bir zamanlar bedava içtiğimiz sütü, marketten "organik" etiketiyle üç katına satın alıyoruz. Parası olan temiz beslenirken, çoğunluk GDO’lu zehirlere mahkûm ediliyor. Sadece midemiz değil, ruhumuz da kuşatıldı. Komşumuzu asansörde görmezden geliyor, herkesten şüpheleniyoruz. Eğitimi parayla satın almaya çalışıyor, çocuk yetiştirmeyi ayak bağı görüyoruz. Aile bağlarımız, beton binaların arasında can çekişiyor. Pardon... Tüm bunlar zaten oluyordu, değil mi? O hâlde acı gerçek şu: Savaş çoktan başladı ve biz çoktan kaybettik.
2
12
639
ihtiyar_33_ retweeted
16 Temmuz 1969... Vecihi Hürkuş'un ölüm yıldönümü... Türk havacılık tarihinin en önemli isimlerinden Vecihi Bey, Türkiye'nin ilk uçak tasarımcısı ve üreticisidir, Türkiye'nin ilk yerli uçağını üretmiştir. Vecihi Hürkuş kimdir? Birinci Dünya Savaşı sırasında pilot brövesi alarak 7. Tayyare Bölüğü’nde Ruslara karşı harekata katılan Vecihi Bey, başarılı keşif ve bombardıman uçuşları yapmış ve bu arada girdiği bir hava muharebesinde bir Rus uçağını indirmiştir. Vecihi Hürkuş, uçak düşüren ilk Türk tayyarecidir. Kurtuluş Savaşı’nın ilk ve son uçuşunu yapan pilottur. İzmir (Gaziemir – Seydiköy) hava meydanına ilk giren ve işgal eden kişi olur. Vecihi Bey’e kırmızı şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Ayrıca TBMM tarafından üç kez Takdirname verilmiştir. Üç takdirname verilen tek kişidir. 1923’te ganimet olarak Yunanlılardan ele geçen motorlardan yararlanarak ilk Türk uçağını imal eder. 28 Ocak 1925‘de “VECİHİ K-VI“adını verdiği uçağını uçurur. 1932‘de Vecihi Sivil Tayyare Mektebi isimli ilk Türk Sivil Havacılık Okulu’nu açmıştır. Okulda ilk Türk kadın pilotumuz Bedriye Gökmen ile birlikte 12 pilot yetiştirmiştir. İstanbul Kalamış-Kadıköy’de ilk sivil uçağımız VECİHİ XIV, ilk eğitim ve spor uçağımız VECİHİ XV, 160 beygirlik Mercedes uçak motorlu deniz kızağı VECİHİ SK-X üretilmiştir. 1954 yılında ilk sivil havayolu şirketimiz Hürkuş Havayolları‘nı kurmuştur...
1
5
19
575
ihtiyar_33_ retweeted
Timur Soykan'dan AHBAP iddiası: "Haluk Levent, Süleyman Soylu yerine Özgür Özel deseydi ne olurdu?" Gazeteci Timur Soykan, Ahbap Derneği soruşturmasında gözaltına alınan Haluk Levent’in emniyet ifadesinde Süleyman Soylu’nun adının geçmesinin engellendiği iddialarına dair çok çarpıcı bir analiz paylaştı. Soykan, olayın arkasında Haluk Levent'i de aşan devasa bir ağın olabileceğini belirterek şu soruları yöneltti: 📌 “Haluk Levent belki ‘bu işi Süleyman Soylu ile beraber işledim’ diyecekti. ‘Süleyman Soylu deyince yazmıyoruz’ mu denildi? Bunun sorguyla uyumsuz olduğuna savcı nasıl karar veriyor?” 📌 “Haluk Levent, Süleyman Soylu yerine Özgür Özel’in adını söyleseydi ne olurdu? Davul zurna eşliğinde ifadeye geçirilir, bütün medyaya servis edilirdi.” 📌 “Haluk Levent, Süleyman Soylu ile ilgili ne anlatacaktı acaba? Bu, Haluk Levent'ten çok daha büyük bir olay. Orada devasa bir kara para ağı var.”
2
22
84
4,308
ihtiyar_33_ retweeted
Evet Kılıçdaroğlu; seninde senden önceliklerinde 10 Kasım 1938’den beri Atatürk’ün CHP’sinden yana olmadığınızı biliyoruz. Başkaldırımız sizi iyi bildiğimizdendir, Amerikancı oluşunuzdandır... Bu günkü ‘Sokağa çıkma yasağı’ okumalarımıza birlikte bir gözatalım mı ne dersin Kılıçdaroğlu? Bak ne diyor Metin Aydoğan “İnönü” adlı kitabında; “Türkiye İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı’nı sürdürdüğü 1950’ye dek, ABD ile; 7 Mayıs 1946 tarihli Borçların Tasfiyesi ile İlgili Anlaşma, 6 Aralık 1946 rarihli Kahire Anlaşmasına Ek Anlaşma, 12 Temmuz 1947 tarihli Askeri Yardım Anlaşması, 27 Aralık 1949 tarihli Eğitim İle İlgili Anlaşmalar’ı imzalamıştır. Bu anlaşmalar, Türkiye’nin bağımsızlığını ortadan kaldırarak ABD’ni içsel bir olgu durumuna getirmiştir. Diğer tüm anlaşmalar, bu temel üzerinde çeşitlendirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Bunlardan Askeri Yardım ve Eğitim İle İlgili olanların koşulları Atatürk’e, bağlı olarak Türkiye’ye karşı işlenmiş suç konumundadır. Askeri Yardım Anlaşması, 1952 de yapılacak NATO ile ilgili ikili ve çok yanlı anlaşmaların ön hazırlığı niteliğindedir. Belirgin özelliği, önceki anlaşmalarda olduğu gibi, ABD’nin belirleyici olmasıdır. Bu anlaşmanın 2. Maddesi şöyledir: “Türkiye Hükümeti yapılacak yardımı, tahsis edilmiş bulunduğu amaç doğrultusunda kullanabilecektir. Birleşik Devletler Başkanı tarafından atanan .... Misyon Şefi ve temsilcilerinin görevlerini serbestçe yapabilmesi için, Türkiye Hükümeti her türlü tedbiri alacak, yardımın kullanılışı ve işleyişi hakkında istenecek olan her türlü bilgi ve gözlemi, her türlü kolaylık ve yardımı sağlayacaktır.” Bu anlaşmanın olumsuz sonucunun ne anlama geldiğini, Türkiye 17 yıl sonra karşısına çıkan somut ve acı bir gerçekle öğrenecektir. 1964 Kıbrıs bunalımında, Kıbrıslı Türkleri korumak için son çare olarak yapılması düşünülen askeri eylem, ABD tarafından bu anlaşmanın 2. ve 4. Maddeleri gerekçe gösterilerek önlenmiştir. ABD Başkanı Johnson, o zaman başbakan olan İsmet İnönü’ye ünlü mektubunu göndermiş bu mektupta şunları yazmıştır: “Bay Başkan; askeri yardım alanında Türkiye ve Birleşik Devletler arasında yürürlükte olan iki taraflı anlaşmaya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye ile aramızda var olan, askeri yardımın veriliş hedeflerinden başka amaçlarda kullanılması için, Hükümetinizin Birleşik Devletlerin iznini alması gerekmektedir. Hükümetinizin bu koşulu tamamen anlamış olduğunu, çeşitli kereler, Birleşik Devletler’e bildirmiştir. Var olan koşullar altında, Türkiye’nin Kıbrıs’a yapacağı bir müdehalede Amerika tarafından verilmiş olan askeri malzemenin kullanılmasına ABD’nin izin vermeyeceğini, size bütün samimiyetimle ifade etmek isterim.” Sömürgecilik döneminin üslubuyla yazılan mektup, içerik olarakta çok ağırdır ancak ne ilginçtir ki İnönü’nün Cumhurbaşkanı dönemde imzalanan bir anlaşmaya dayanmaktadır. ‘Johnson Mektubu’nun, ulusal bağımsızlığın 1964’de geldiği noktayı gösteren somut bir belge olması açısından tarihsel önemi vardır. Doğrudan tarafı olan İnönü, imzaladığı anlaşmanın ne anlama geldiğini bilmiyor olacak ki, söylemde sert tepki gösterecek ve “Yeni bir dünya kurulur Türkiye oradaki yerini alır” diyecektir. Aynı İnönü, bu mektubun yazılmasına yasal zemin oluşturan 12 Temmuz 1947 tarihli ikili anlaşmanın imzalandığı gün, Cumhurbaşkanı olarak yayınladığı mesajda şunları söylemişti: “Büyük Amerika Cumhuriyeti’nin, memleketimiz milletimiz hakkında beslemekte olduğu yakın dostluk duygularının yeni bir örneğini teşkil eden bu sevinçli olayı her Türk candan alkışlamaktadır.... Bu yardımı yapan Birleşik Amerika’nın, dünya barışının devamı ve güçlendirilmesi uğruna kendisine düşen büyük rolü tamamıyla benimsediğini gösteren parlak ümitlerle dolu bir işarettir”. Sonuç; CHP özgürleşmeden Türkiye özgürleşmez!
2
4
13
660
ihtiyar_33_ retweeted
📸 FOTOĞRAFA İYİ BAKIN! Bu iki çehre; sadece bir komutan ve askerinin değil, bir milletin kader anında ölümü göze alarak yazılan en asil, en karanlık ve en onurlu destanın portresidir! 🇹🇷⚡ "Sana tarihi bir görev veriyorum... Bunun sonunda şehadet var, hakkını helal et!" diyen bir komutan ve o emri aldığı saniye gözünü kırpmadan "Baş üstüne komutanım, hakkım helal olsun!" diyerek ölüme yürüyen bir kahraman... Türk milletinin kaderini değiştiren Özel Kuvvetler Komutanı emekli Korgeneral Zekai Aksakallı ve kahraman şehidimiz Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir'dir! 🇹🇷🛡️ • ⚔️ Dağlarda Pişen Sarsılmaz Bir Güven: Onlar, Özel Kuvvetler’in (Bordo Bereliler) çetin ocağında, sınır ötesinin en tehlikeli dağlarında, yıllarca omuz omuza çarpışmışlardı. Aralarındaki bağ sadece rütbe bağı değil; canını canına emanet etmiş iki vatan delisinin, iki çelik iradenin sarsılmaz hukukuydu. 🦅⚡ • 🌌 İhanet Gecesi ve O Tarihi Telefon: 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi, Özel Kuvvetler Karargahı’nı ele geçirmek için yola çıkan darbeci general Semih Terzi’nin haberi geldi. Karargah düşerse ülke düşecekti. Zekai Aksakallı Paşa, o an en güvendiği askerini, Ömer’ini aradı ve tarihin akışını değiştiren o emri verdi: "Ömer, Semih Terzi vatan hainidir, onu karargaha girmeden vur! Bunun sonunda şehadet var, hakkını helal et." 📞💔 • 🎯 Gözünü Kırpmadan Ölüme Yürümek: Ömer Halisdemir için bu emir, canından çok sevdiği vatanına ve komutanına sadakatin son imtihanıydı. Saniyeler bile tereddüt etmedi. Darbeci general helikopterden inip kalabalık koruma grubuyla karargaha yürürken, aralarına tek başına sızdı. Beylik tabancasını çekip haini alnının ortasından vurdu. O kurşun, sadece bir generali değil; koca bir darbe girişiminin omurgasını yerle bir etti. 💥🎯 • 🕊️ Şehadete Koşan Bir Yiğit: Tetiği çektikten sonra darbecilerin kurşunlarıyla kahramanca şehit düşen Ömer Halisdemir, o gece gösterdiği eşsiz cesaretle Türk milletinin göğsündeki sönmeyecek bağımsızlık meşalesi oldu. Zekai Aksakallı Paşa ise darbe girişiminin bastırılmasında ve hemen ardından sınırımızda başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı’nda terör koridorunu parçalayarak milli mücadeleyi taçlandırdı. 🎖️💚 Sizlere minnettarız... 🥺 Biri ölümü tereddütsüz emreden o çelik irade, diğeri o ölüm emrini bir şeref nişanı gibi göğsünde taşıyan o aslan yürek! Türk milleti bu asil komutanı ve onun cennet mekan şehidini daima en kutsal köşesinde saklayacaktır. Ruhunuz şad, makamınız ali olsun. Kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için! 🦅🇹🇷🫡
10
34
1,108
ihtiyar_33_ retweeted
Asrın soygunu öyle değil, böyle olur! İşte AKP’den uluslararası soygun dalında Oscarlık performans ⬇️ @yavuzyilmazd Soygun nasıl yapıldı? 21 Mayıs 2014-30 Eylül 2018 arasında; 🔴 Önce AKP, Irak-Türkiye ham petrol boru hattında, Irak Merkezi Hükümetinin izni ve onayı olmaksızın (Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’yle anlaşarak) usulsüz petrol taşıması yapıyor. 🔴 Ardından bu petrol taşıması için IBKY, 2 Milyar 101 Milyon Dolar taşıma ücreti ödüyor. 🔴 Ancak AKP, bu paranın doğrudan Türkiye’ye değil, Jersey Adasına gönderilmesini istiyor. 🔴 Zira Jersey Adasında AKP’nin kurduğu BOTAŞ’a bağlı başka bir şirkete bağlı başka bir şirket var. Bu şirketin adı Turkish Energy Company (TEC). 🔴 Böyle şirketlerin matruşka bebekler gibi iç içe kurulmasının sebebi ise paranın takibini zorlaştırmak. 🔴 Jersey TEC şirketi, aynı dönemle ilgili hesaplarına giren paranın sadece 1 Milyar 97 Milyon Dolar’ını BOTAŞ’a aktarıyor. 🔴 Aradaki fark, yani 1 Milyar 4 Milyon Dolar kayıp. Yani güncel kurla 43 Milyar Lira buharlaşıyor. 🔴 AKP, yaptığı usulsüzlükler uluslararası alanda fark edilmeye başlayınca, Jersey TEC şirketinin hesaplarına gizlilik unsuru koyduruyor. Güya şaibeli hesap hareketlerini gizliyor. 🔴 Ardından Jersey TEC şirketini kapatıp, Ankara’da benzer isimle, şaşırtmacalı yeni bir şirket kuruyor. Adını Turkish Energy Anonim Şirketi koyuyor. 🔴 Ankara’daki yeni şirketin kısaltmasının TEAŞ olması gerekirken, onun kısaltması da TEC yapılıyor. Yani Jersey’deki şirketle aynı. 🔴 Böylece kirli hesap hareketlerinin yapıldığı Jersey TEC gidiyor, yerine temiz sicilli Ankara TEC geliyor. 🔴 Ancak evdeki hesap çarşıya uymuyor. 🔴 Zira 21 Mayıs 2014-30 Eylül 2018 tarihleri arasındaki usulsüz petrol taşımasıyla ilgili; 🔴 Irak’ın Türkiye’ye karşı Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nde açtığı dava sonuçlanıyor. 🔴 AKP’nin usulsüzlükleri nedeniyle Türkiye, 1 Milyar 471 Milyon Dolar cezaya çarptırılıyor. 🔴 Güncel kur’la 63 Milyar Lira! Uzun lafın kısası ⬇️ Asrın yolsuzluğu diye papağan gibi konuşanlar için, bu soygun hakikaten Oscarlık bir performans! Bu arada bu soygunla ilgili şu ana kadar tek bir kişinin yargılanması isteniyor. O da belgeleriyle, 277 sayfalık Tahkim Kararını açıklayan, ben! DenizyavuzYılmaz @yavuzyilmazd
5
30
60
1,286
ihtiyar_33_ retweeted
TEBRİK EDİYORUZ 🇹🇷 14 Yaşındaki Türk Öğrenci Dünyaya Matematik Dersi Verdi! 60 Ülkeyi Geride Bıraktı. Dünya 1. si Oldu Türkiye, genç bir dehanın başarısıyla gururlanıyor. İzmir'de yaşayan 14 yaşındaki Doruk Sabuncuoğlu Ford, Almanya'da düzenlenen German Math Olimpiyatları'nda tüm soruları doğru yanıtlayarak dünya birincisi oldu. Karşıyaka'da 8. sınıf öğrencisi olan Doruk, zorlu eleme aşamalarını başarıyla geçtikten sonra Frankfurt'ta düzenlenen finallerde 60 ülkeden yüzlerce rakibini geride bırakarak altın madalyaya uzandı. Ödül töreninde Türk bayrağını gururla taşıyan Doruk, "Ülkemi temsil ettiğim için çok gururluyum." sözleriyle büyük alkış aldı. Gelecekte mühendis olmayı hedefleyen genç şampiyonun başarısı, Türk gençliğinin bilim ve eğitim alanındaki potansiyelini bir kez daha gözler önüne serdi. Doruk Sabuncuoğlu Ford'u yürekten kutluyor, başarılarının katlanarak devam etmesini diliyoruz.🥇👏👏👏
7
67
306
1,965
ihtiyar_33_ retweeted
Bu ülke, bunca vatan hâinine rağmen halâ ayaktaysa, senin ilkelerine ve devrimlerine sâhip çıkan, armağan ettiğin tüm kazanımların kıymetini bilen evlatların sâyesindedir. Tek çıkış yolu sensin. ❤🇹🇷🙏 Aklımızda ve fikrimizdesin. Korkmuyoruz, çünkü içimizdesin.. Bu ülke, bunca vatan hâinine rağmen halâ ayaktaysa, senin ilkelerine ve devrimlerine sâhip çıkan, armağan ettiğin tüm kazanımların kıymetini bilen evlatların sâyesindedir.❤🇹🇷🙏 Bu ülke, bunca vatan hâinine rağmen halâ ayaktaysa, senin ilkelerine ve devrimlerine sâhip çıkan, armağan ettiğin tüm kazanımların kıymetini bilen evlatların sâyesindedir.❤🇹🇷🙏
6
14
531
ihtiyar_33_ retweeted
Beyaz Show'u Bitiren O Gece! “Beyazıt Öztürk Aslında Kim?” 👇👇 Bir zamanlar cuma geceleri Türkiye’nin neredeyse tamamı aynı ekranın karşısındaydı. Ünlüler yeni filmlerini, albümlerini ilk kez orada tanıtırdı. Üniversite öğrencileri stüdyoya girebilmek için günlerce sıra beklerdi. Hüsmen Dayı, Psikopat, Tikican… Kahkahalar bazen gece yarısını geçer, program sabaha kadar sürerdi. Peki 22 yıl boyunca devam eden **Beyaz Show neden bir anda sessizce bitti?** Aslında her şey, Eskişehir’de mikrofon başına geçen genç bir radyocuyla başladı. Beyazıt Öztürk, polis memuru bir babanın oğluydu. Çocukluğu, babasını her sabah “Acaba akşam eve dönecek mi?” korkusuyla uğurlayarak geçti. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde seramik ve heykel eğitimi aldı. “R” harfini düzgün söyleyemediği için radyocu olamayacağını düşünenler vardı. Fakat onun kusuru, zamanla en belirgin özelliğine dönüştü. İnsanlar kusursuz bir spikeri değil; heyecanlanan, şaşıran, kendi hatalarına gülen, doğal bir adamı sevmişti. 6 Aralık 1996’da **Beyaz Show** başladı. Okan Bayülgen’in sert ve provokatif tarzının karşısında Beyaz; konuğunu sıkıştırmayan, onu rahat ettiren ve stüdyoyu bir ev sohbetine dönüştüren sunucuydu. Yıllar içinde program yalnızca bir talk show değil, Türkiye’nin ortak buluşma noktası oldu. Fakat dünya değişiyordu. YouTube, Facebook ve Twitter yükselirken insanlar eğlenmek için cuma gecesini beklememeye başladı. Saatler süren sohbetlerin yerini saniyelik videolar aldı. Beyaz Show yavaş yavaş eski gücünü kaybediyordu. Ama asıl kırılma, **8 Ocak 2016 gecesi** yaşandı. Programa kendisini “Ayşe Öğretmen” olarak tanıtan bir kadın bağlandı ve Güneydoğu’da yaşanan olaylarla ilgili konuşmaya başladı. “Çocuklar öl*esin, anneler ağlamasın, sessiz kalmayın” dedi. Canlı yayının şaşkınlığı içinde Beyazıt Öztürk konuşmanın siyasi ağırlığını tam olarak kavrayamadı. Teşekkür etti ve seyircilerden alkış istedi. Ertesi sabah Türkiye ikiye bölündü. Bir kesim konuşmanın barış çağrısı olduğunu savundu. Bir kesim ise programda t*rör propagandası yapıldığını söyledi. Beyazıt Öztürk hakkında soruşturma başlatıldı. Yıllardır insanları güldüren adam, birkaç gün sonra ana haber bültenine çıktı. Sesi titriyordu: “Ben bir polis çocuğuyum. Beynim durdu. Arayan kişinin ne söylediğini tam olarak dinleyemedim.” O geceden sonra **Beyaz Show’un bütün dengesi değişti.** Program banttan çekilmeye başlandı. Riskli telefon bağlantıları ve kontrol edilemeyen canlı yayın anları ortadan kalktı. Fakat Beyaz Show’u Beyaz Show yapan şey zaten o doğallıktı. Anlık espriler, beklenmedik hatalar, seyirciyle kurulan sıcak bağ… Program güvenli hâle geldikçe ruhunu kaybetti. Avrupa turneleri ve farklı formatlar denendi. Ancak eski heyecan geri gelmedi. 4 Mayıs 2018’de sezon finali yapıldı. “Biz yine buradayız” denildi. Fakat o stüdyonun ışıkları bir daha açılmadı. Beyazıt Öztürk televizyonu bırakmadı. Yarışmalarda jüri üyeliği ve sunuculuk yapmaya devam etti. Ancak bir daha canlı yayında, tek başına bütün sorumluluğu taşıdığı o riskli koltuğa dönmedi. Aynı espriye milyonlarca insanın birlikte gülebildiği, herkesin cuma gecesi aynı ekranda buluştuğu bir dönemin de sonuydu. **Sizce Beyaz Show yeniden başlasa eskisi kadar izlenir mi?**
7
2
25
7,267
ihtiyar_33_ retweeted
Çağdaş ilahiyatçı, Atatürkçü ve Türkiye'nin aydın kalemi Bahriye Üçok, 32 yıl önce evine gönderilen bombalı paketle öldürüldü. Bahriye Üçok, 1919 yılında Trabzon’da dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Ordu’da okuyan Üçok, Kandilli Kız Lisesi’ni bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Ortaçağ Türk-İslam Tarihi Bölümü’nden alırken, aynı zamanda Devlet Konservatuarı Opera Bölümü’ne de devam etti ve bu bölümü de bitirdi. Samsun ve Ankara’da on bir yıl lise öğretmenliği yaptı. 1953 yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesi oldu. Aynı zamanda bu fakültenin ilk kadın öğretim üyesiydi. 1957 yılında doktor, 1964 yılında “İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar” adlı çalışmasıyla da doçent oldu. Arapça ve Farsça’yı iyi derecede bilen Üçok, Kur’an-ı Kerim’e bağlı kalarak İslam dinini çağdaş, gerçekçi ve dinin özünde bulunan hoşgörüyle yorumladı. Bu nedenle 1960’lı yıllardan itibaren tehditler almaya başladı ve kendini güvende hissetmediği için akademik çalışmalarına ara vermek zorunda kaldı. 1971 yılında Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından kontenjandan senatör seçildi ve böylelikle aktif siyasi yaşama atılarak beş yıl boyunca Cumhuriyet Senatosu divan üyeliği yaptı. Siyasi tercihini Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) yana kullanan Üçok, 1977’de CHP’ye katıldı. 12 Eylül’den sonra açılan Halkçı Parti’nin 1983’de kurucu üyesi oldu. Daha sonra 1983 seçimlerinde de bu partiden Ordu milletvekili olarak TBMM’ye girdi. 1986’dan itibaren Sosyaldemokrat Halkçı Parti üyesi oldu ve 1990 Eylül’ünde bu partinin parti meclisi üyesi seçildi. Kasım 1988’da televizyonda yapılan bir açık oturumda, “İslam’da örtünmenin ve oruç tutmanın zorunlu olmadığı” iddialarına dayanan açıklamalarından sonra üzerine birçok tepki çekti ve tehditler almaya başladı. Üçok, 6 Ekim 1990 günü Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Köroğlu Caddesi’nde bulunan evine, Ekspres Kargo tarafından ulaştırılan ve gönderici olarak İlmî Araştırmalar Vakfı’nın göründüğü kitap paketini saat 16.30’da aldı. Bomba olabileceği şüphesiyle paketi kapısının önünde açmaya çalışırken, paketin içine yerleştirilmiş olan bomba patladı. Ağır yaralı olarak Hacettepe Tıp Fakültesi Acil Servisi’ne kaldırılan Üçok, saat 20:00 sularında burada yaşamını yitirdi. Cenazesi 9 Ekim günü Maltepe Camii’nden kaldırılmış ve Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilmiştir. Cinayeti İslâmi Hareket adlı örgüt üstlendi. Bombalı paketi kabul eden ‘kargocu kız’ olarak da tanınan Gülay Calap, uzun süre ortadan kayboldu. 16 Ocak 1994 tarihinde İzmir’de PKK’nın yan kuruluşu olarak sayılan Devrimci Halk Partisi’nin İzmir sorumlusu olarak gözaltına alındı. SHP Parti Meclisi üyesi olan Doç. Dr. Bahriye Üçok, katledildiği sırada SHP için bir laiklik raporu hazırlamaktaydı. Üçok, katıldığı toplantılarda sık sık laiklik, kadın hakları ve irtica tehlikesi üzerinde durmuş ve “laikliğin savunucusu ilahiyatçı” olarak tanınıyordu. Fransızca, Arapça ve Farsça bilen Üçok, “İslam’dan Dönenler”, “Yalancı Peygamberler” ve “İslam Devletlerinde Kadın Hükümdarlar” adlı üç kitap
1
2
5
3,480
ihtiyar_33_ retweeted
Dostoyevski'nin "Budala" romanı, iyiliğin ve saflığın çıkarcı bir dünyada nasıl yanlış anlaşıldığını ve dışlandığını derinlemesine ele alır. Prens Mişkin, saf iyiliği, dürüstlüğü ve koşulsuz merhametiyle toplumun ikiyüzlülüğüne bir ayna tutar. Ancak bu özellikleri onu "budala" olarak nitelendirilen bir konuma düşürür, çünkü toplum, maskeler ardında saklanan bir oyunu oynamayı reddeden bu karakteri anlamakta zorlanır. Dostoyevski, "İyiliğin değeri, başkalarının onu nasıl algıladığı ile ilgili değildir," diyerek iyiliğin içsel bir değer olduğunu vurgular. Mişkin'in trajedisi, onun zayıf olduğu için değil, tam tersine, dünyanın onun saflığını kaldıramayacak kadar yozlaşmış olmasından kaynaklanır. Roman, okuyucuyu bir soruyla baş başa bırakır: İyilik, acı çekmeye değer mi? Gerçek iyilik, toplumun çarpık değerleri karşısında bir meydan okumadır. Mişkin, etrafındakilerin bencilliklerini ve ikiyüzlülüklerini ortaya çıkarırken, aslında onlara kendi ahlaki çelişkilerini gösterir. Dostoyevski, "İyilik, dünyanın onu takdir etmesi için değil, doğru olan olduğu için var olur," sözleriyle bu durumu özetler. Ancak iyiliğin bedeli ağırdır; Mişkin gibi karakterler, çoğu zaman yalnızlaştırılır, alay konusu olur ve hatta yok edilir. Buna rağmen, iyiliğin gücü, etkisinin derin ve kalıcı olmasıdır. Roman, iyiliğin görünüşte zayıf ama aslında dönüştürücü bir güç olduğunu gösterir. Sonuç olarak, "Budala", insanlığın en temel çelişkilerinden birini sorgular: İyilik, dünyanın acımasızlığına rağmen neden varlığını sürdürür? Belki de cevap, iyiliğin kendisinin bir amaç olmasında yatar.
4
20
740
ihtiyar_33_ retweeted
Adam, ormanda dolaşırken, çalıların arasında bir tilki görmüş. Ama bu tilkinin dört ayağı da sakatmış. Adam, bu tilki böyle nasıl yaşıyor, merak etmiş. İzlemeye başlamış. Birden çalıların arasından ağzında bir tavukla bir aslan çıkmış gelmiş. Aslan tavuğun yarısını tilkiye vermiş, diğer yarısını kendi yemiş ve çekip gitmiş. Adam bu mucize karşısında donmuş kalmış. “Allah’ım” demiş, “Sen kullarını nasıl koruyup kolluyorsun. Ben de sana teslim oluyor ve kendimi sana bırakıyorum.” Ve gitmiş bir ağacın altına oturmuş, beklemeye başlamış. Bir gün geçmiş, iki gün geçmiş hiçbir şey olmamış. Adam açlıktan ölecek. Ellerini açmış, göğe seslenmiş “Allahım beni görmüyor musun?” Gökten bir ses gelmiş: “Görüyorum da şaşırıyorum, neden sakat tilkiyi taklit ettin de, o yiğit aslanı taklit etmedin?” Sık sık kendinize bakın. Kimi oynuyorsunuz, tilkiyi mi, aslanı mı? Ne zaman birilerinden bir şeyler bekliyorsanız bilin ki siz topal tilkisiniz....🙏🙏💖💖. alıntı Adam, ormanda dolaşırken, çalıların arasında bir tilki görmüş. Ama bu tilkinin dört ayağı da sakatmış. Adam, bu tilki böyle nasıl yaşıyor, merak etmiş. İzlemeye başlamış. Birden çalıların arasından ağzında bir tavukla bir aslan çıkmış gelmiş. Aslan tavuğun yarısını tilkiye vermiş, diğer yarısını kendi yemiş ve çekip gitmiş.
1
5
13
905
ihtiyar_33_ retweeted
Fırat Tanış Aslında Kim? 👇👇"Gerçek Hikayesi" Annesi de terzi, babası da. Gürcistan'ın Ahıska'sından kopup gelmişler bu şehre. Makas ve iplikle geçindiler. En küçük çocukları kreşe verildi — çünkü kim bakacaktı? Kreşte fark etti. Şarkı söylemek istiyordu. Yıllar geçti. Lise döneminde İstiklal Caddesi'nin karanlık barlarında çalmaya başladı — harçlığını çıkarmak için. Tek başına. Hiç müzik grubu olmadı. "Sadece tıngırdatıyorum" dedi sonradan enstrüman için. "Çalıyorum dersem ayıp olur gibi hissederim" dedi. Yani böyle bir adam. Ama o eller Teoman'a beste yazdı. Emre Altuğ'a, Levent Yüksel'e, Gülay'a yazdı. Konservatuarı bitirdi. Şehir Tiyatrosu'nun sahnesine çıktı. Ve bir gün Nuri Bilge Ceylan onu seçti — o filmin adı Cannes ekranlarına düştü. Şimdi sorun kendine: Bu adamın gerçek hikayesini kaç kişi biliyor? Ahıska'dan gelen terzinin oğlu. Kimse öyle demedi hiç.
7
29
593
29,387
ihtiyar_33_ retweeted
Diyarbakır'da Biçerdöveri Yanan Çiftçi İçin Köylüler Arasında Para Topladı! 👇👇 Yozgat’tan ekmek parası kazanmak için Diyarbakır’ın Ergani ilçesine gelmişti. Günlerce güneşin altında çalışmış, tarlalardaki mahsulü biçmişti. Ancak hasat sırasında çıkan yangın, çiftçinin biçerdöverini dakikalar içinde küle çevirdi. Bir anda hem ekmek teknesini hem de geleceğe dair umudunu kaybetti. Fakat kendisini hiç tanımayan Hanköy sakinleri, çiftçinin çaresizliğine sessiz kalmadı. Köylüler kendi aralarında para topladı. Kiminin imkânı azdı, kiminin biraz daha fazlaydı… Herkes gönlünden ne koparsa verdi ve Yozgatlı çiftçinin mağduriyetini gidermek için seferber oldu. Ne memleketini sordular ne de nereli olduğuna baktılar. “Bu adam buraya ekmeğini kazanmaya geldi, onu yalnız bırakamayız.” dediler. Diyarbakırlı çiftçilerin sergilediği bu dayanışma, bütün Türkiye’ye insanlığın hâlâ yaşadığını gösterdi. Çünkü kardeşlik aynı şehirde doğmak değil, bir yabancının derdini kendi derdin bilmektir. İyi insanlar hâlâ var. Hem de sandığımızdan çok daha fazla… 👏❤️
2
13
40
1,137
ihtiyar_33_ retweeted
15 Temmuz'un ardından Şerife Boz, uzun yıllar boyunca kamuoyunda "15 Temmuz kahramanı" olarak tanıtıldı. Şerife Boz'un eşiyle birlikte çoğunluğu aile fertleri ve komşularından oluşan bir grupla Taksim'e gitmek üzere kamyona bindiği, eşinin kısa süreliğine direksiyondan inmesi üzerine direksiyon başına geçtiği ve kamuoyunda sembolleşen fotoğrafın bu sırada çekildiği ifade edildi. Ayrıca, fotoğrafı çeken Anadolu Ajansı muhabiri Saliha Sultan'a atfedilen "Ben bu fotoğrafı 16 Temmuz'da çektim." Neden 15 temmuz'da çekilmiş gibi lanse edildiğine anlam veremediğine dair açıklama yaptı. 15 Temmuz'da hayatını kaybeden foto muhabiri Mustafa Cambaz'ın oğlu Alparslan Cambaz da sosyal medya paylaşımlarında, Şerife Boz'un ehliyeti olmadığını ve araç kullanmadığını söyleyerek olayın kamuoyuna aktarılış biçimini eleştirdi. Bunun yanı sıra, bu süreçte para toplandığı yönünde de açıklama yaptı. Alparslan Cambaz, kişisel Twitter hesabından, ‘kahraman’ ilan edilen Boz’a ‘şehit aileleri’ olarak dava açmaya hazırlandıklarını söyledi. Ve bu kahramanlık hikayeleri ile Şerife Boz Ak parti'den milletvekili aday adaylığı başvurusunda meslek hanesine "15 Temmuz kahramanı" yazdığı da yer aldı. Bu durum,15 Temmuz'un kimi kişiler açısından siyasi bir unvan veya kariyer basamağına dönüştürüldüğünü ortaya koymaktadır. Şerife Boz'un kamyonu dönemin AK Parti belediyesi tarafından fahiş fiyatlarla satın alınarak 15 temmuz anıta çevrildi. Bir olayın kamuoyuna nasıl aktarıldığı ve medyanın bu süreçteki rolü apaçık ortada.. O dönem kamyonun içinde çok sayıda röportaj yapılırken bir tane basın mensubunun direksiyon başında kamyon kullanırken haber yapmaması medyanın bu kahramanlık hikayelerine nasıl çanak tuttuğunu gösteriyor. Kısacası nereden tutsak elimizde kalıyor.
2
8
14
768
ihtiyar_33_ retweeted
ALEVİLİKTE İNSAN İnsan bütün varlıkların üstündedir. İnsan secde edilecek mekandır. (Kur’an da bile Hakk, Ademi yarattığında bütün meleklere Adem’e secde edilmesini emretti. Hepsi secde etti. Birisi hariç. O secde etmeyene de iblis yani “Şeytan” dediler.) İnsana secde etmeyenden uzak durun. İnsan secde edecekler için mihraptır. Tanrının evi İnsanın kalbi’dir. Bu nedenle insandır gerçek kıble, çünkü Tanrı onun gönlünde saklıdır. İnsan Tanrı’nın kudret eli ile kaleme kaleme aldığı kitaptır. Hikmet ile bina ettiği mabeddir. Dinde insan için “Eşref-i Mahlukat; yaratılmışların en şereflisi denmiştir.” Yaratılmışların en şereflisine zulmedenlere lanet olsun. Onu açlığa ve sefalete sürükleyenlere lanet olsun. Kur’an’ın ilk emri “Oku” dur. Hz. Muhammed’in elinde kitap olmadığı halde yüce Tanrı ona neden “Oku” demiştir. İşte sorun budur. Bu sorunun cevabını Alevi ozanları bulmuşlar ve hemen telli Kur’an ın tellerine dokunarak okumaya başlamışlar, tıpkı aşağıda yazdığım gibi: Bana okudun mu diye sormayın Kitap okumadım insan okudum Kitabı insandan ayrı görmeyin İnsanı sınırsız umman okudum Bahçe oldum gül açıldı dalımdan Toprak oldum canlar geçti yolumdan Dil bilenler anlamadı dilimden Derdimin içinde derman okudum Okudum okudum insan okudum Gönül verdim Şahı Merdan okudum Okudum okudum insan okudum Gönül verdim Şahı Merdan okudum Onun için Aleviler ve Bektaşiler Kıble diye Mekke de bununan Kabe’ye değil. Cemlerde cemal cemale, yüz yüze dönerek ibadetlerini gerçekleştirmektedirler. Yani Alevi-Bektaşi’nin kıblesi de Kabe’si de İnsandır. Ellerin Kabesi var Benim Kabem insandır Kuran da kurtaran da İnsan oğlu insandır Bu konu ile de ilgili olarak Ozanlarımız ve aşıklarımız ile Alevi ulularının onlarca deyiş ve nefesi vardır. Bakın Pir Sultan Abdal ne diyor; Gel benim ey güzel servi çınarım Yüreğime ateş düştü yanarım Kıblem sensin, yüzüm sana dönerim Mihrabımdır kaşlarının arası Bu deyişleri Ozanlarımızın divanlarında çok miktarda bulmak mümkündür. Yeter ki siz arayıp bulmak isteyin. İbrahim Kızıler
3
10
806
Tekrar tekrar tekrar tekrar hiç bitmeden yazacağım, Kılıçdaroğlu sadece ve sadece kötülük için doğmuşsun, Yatacak yerin yok senin, Sandın ki bir iki gün içinde yaptığım kötülük unutulur, Yetmiyor her gün daha fazla ne kötülük yaparım diye toplantı üzerine toplantı yaptığını görüyoruz, Kesmiyor, Yetmiyor, Daha fazla daha fazla daha fazla nasıl kötülük yaparız diye toplantılar yapıyorsun, Çok alçak gördü bu ülke ama, Sen kırmızı kurdela takılacak kıvamdasın, Sen ve senin o yanında taşıdıkların kırmızı kurdelalı hainler, Son not; "Chpliler zaten tıpış tıpış chp’ye oy verir” diyen kılıçdaroğlu’na, CHP’lilerden mesaj var...!
5
158
ihtiyar_33_ retweeted
" Ve güneş doğarken hiç umut yok mu ? Umut , Umut , Umut , Umut insan da..." Umut binbir ayaklı , Umut güneşte saklı , Umut edenler haklı , Umut insanın hakkı .. Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak.. Unutma; aynı gökyüzü altında, Bir direniştir yaşamak... Nazım HİKMET
1
3
23
349
ihtiyar_33_ retweeted
NE DEĞİŞTİ? CHP'nin mahkeme kararıyla genel başkanlığına atanan Kemal Kılıçdaroğlu'nun 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümünde yaptığı açıklama, siyasi tartışmaları yeniden alevlendirdi. Kılıçdaroğlu, yayımladığı mesajda 15 Temmuz'u, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin karşı karşıya kaldığı büyük tehlikeyi" ortaya koyan tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirirken, darbe girişimini ise "emperyalizmin emrindeki paralel yapıların darbe girişimi" ifadeleriyle tanımladı. Mesajında devlet kurumlarında liyakat, bağımsız yargı, laiklik, üniter devlet yapısı, özgür medya ve güçlü parlamenter sistem vurgusu yapan Kılıçdaroğlu, geçmişte yaşanan kumpas mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini de savundu. Ancak açıklamanın en çok konuşulan bölümü, 15 Temmuz'a ilişkin kullandığı ifadeler oldu. Kılıçdaroğlu'nun önceki yıllarda 15 Temmuz'a dair yaptığı "Tiyatro, kontrollü darbe" açıklamaları ve kullandığı söylemler sosyal medyada yeniden gündeme taşındı. Bu nedenle son mesajı, muhalif ve iktidar yanlısı çevrelerde farklı değerlendirmelere konu oldu. Sosyal medya kullanıcılarının bir bölümü, Kılıçdaroğlu'nun son açıklamasının önceki söylemleriyle çeliştiğini öne sürdü. Kılıçdaroğlu, açıklamasını "Devlet hiçbir yapıya, cemaate, gruba veya zümreye teslim edilemez. Devletin sahibi millettir; millet iradesinin tecelligâhı ise Gazi Meclis'tir" ifadeleriyle tamamladı. SEDAT KAYA...
7
7
18
6,858