Evet Kılıçdaroğlu; seninde senden önceliklerinde 10 Kasım 1938’den beri Atatürk’ün CHP’sinden yana olmadığınızı biliyoruz.
Başkaldırımız sizi iyi bildiğimizdendir, Amerikancı oluşunuzdandır...
Bu günkü ‘Sokağa çıkma yasağı’ okumalarımıza birlikte bir gözatalım mı ne dersin Kılıçdaroğlu?
Bak ne diyor Metin Aydoğan “İnönü” adlı kitabında;
“Türkiye İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı’nı sürdürdüğü 1950’ye dek, ABD ile;
7 Mayıs 1946 tarihli Borçların Tasfiyesi ile İlgili Anlaşma,
6 Aralık 1946 rarihli Kahire Anlaşmasına Ek Anlaşma,
12 Temmuz 1947 tarihli Askeri Yardım Anlaşması,
27 Aralık 1949 tarihli Eğitim İle İlgili Anlaşmalar’ı imzalamıştır.
Bu anlaşmalar, Türkiye’nin bağımsızlığını ortadan kaldırarak ABD’ni içsel bir olgu durumuna getirmiştir. Diğer tüm anlaşmalar, bu temel üzerinde çeşitlendirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Bunlardan Askeri Yardım ve Eğitim İle İlgili olanların koşulları Atatürk’e, bağlı olarak Türkiye’ye karşı işlenmiş suç konumundadır.
Askeri Yardım Anlaşması, 1952 de yapılacak NATO ile ilgili ikili ve çok yanlı anlaşmaların ön hazırlığı niteliğindedir. Belirgin özelliği, önceki anlaşmalarda olduğu gibi, ABD’nin belirleyici olmasıdır.
Bu anlaşmanın 2. Maddesi şöyledir:
“Türkiye Hükümeti yapılacak yardımı, tahsis edilmiş bulunduğu amaç doğrultusunda kullanabilecektir. Birleşik Devletler Başkanı tarafından atanan .... Misyon Şefi ve temsilcilerinin görevlerini serbestçe yapabilmesi için, Türkiye Hükümeti her türlü tedbiri alacak, yardımın kullanılışı ve işleyişi hakkında istenecek olan her türlü bilgi ve gözlemi, her türlü kolaylık ve yardımı sağlayacaktır.”
Bu anlaşmanın olumsuz sonucunun ne anlama geldiğini, Türkiye 17 yıl sonra karşısına çıkan somut ve acı bir gerçekle öğrenecektir. 1964 Kıbrıs bunalımında, Kıbrıslı Türkleri korumak için son çare olarak yapılması düşünülen askeri eylem, ABD tarafından bu anlaşmanın 2. ve 4. Maddeleri gerekçe gösterilerek önlenmiştir.
ABD Başkanı Johnson, o zaman başbakan olan İsmet İnönü’ye ünlü mektubunu göndermiş bu mektupta şunları yazmıştır:
“Bay Başkan; askeri yardım alanında Türkiye ve Birleşik Devletler arasında yürürlükte olan iki taraflı anlaşmaya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye ile aramızda var olan, askeri yardımın veriliş hedeflerinden başka amaçlarda kullanılması için, Hükümetinizin Birleşik Devletlerin iznini alması gerekmektedir. Hükümetinizin bu koşulu tamamen anlamış olduğunu, çeşitli kereler, Birleşik Devletler’e bildirmiştir. Var olan koşullar altında, Türkiye’nin Kıbrıs’a yapacağı bir müdehalede Amerika tarafından verilmiş olan askeri malzemenin kullanılmasına ABD’nin izin vermeyeceğini, size bütün samimiyetimle ifade etmek isterim.”
Sömürgecilik döneminin üslubuyla yazılan mektup, içerik olarakta çok ağırdır ancak ne ilginçtir ki İnönü’nün Cumhurbaşkanı dönemde imzalanan bir anlaşmaya dayanmaktadır.
‘Johnson Mektubu’nun, ulusal bağımsızlığın 1964’de geldiği noktayı gösteren somut bir belge olması açısından tarihsel önemi vardır. Doğrudan tarafı olan İnönü, imzaladığı anlaşmanın ne anlama geldiğini bilmiyor olacak ki, söylemde sert tepki gösterecek ve “Yeni bir dünya kurulur Türkiye oradaki yerini alır” diyecektir.
Aynı İnönü, bu mektubun yazılmasına yasal zemin oluşturan 12 Temmuz 1947 tarihli ikili anlaşmanın imzalandığı gün, Cumhurbaşkanı olarak yayınladığı mesajda şunları söylemişti:
“Büyük Amerika Cumhuriyeti’nin, memleketimiz milletimiz hakkında beslemekte olduğu yakın dostluk duygularının yeni bir örneğini teşkil eden bu sevinçli olayı her Türk candan alkışlamaktadır.... Bu yardımı yapan Birleşik Amerika’nın, dünya barışının devamı ve güçlendirilmesi uğruna kendisine düşen büyük rolü tamamıyla benimsediğini gösteren parlak ümitlerle dolu bir işarettir”.
Sonuç; CHP özgürleşmeden Türkiye özgürleşmez!