Şirk, küfür, haram ve bidat deyip de cehenneme götürecek diye vasıfladığınız amellerin bir çoğunda isabetsizsiniz. Yoksa apaçık şirk, küfür, haram ve bidat sayılan konularda kimse sessiz kalmıyor.
Konuyu daha da somutlaştırırsak; şirk diye millete anlattığınız meselelerin bir kısmını bırakın ashab-ı kiramı peygamberler dahi yapmıştır. Hatta Efendimiz [sallallahu aleyhi vesellem] dahi yapmıştır. Bu tür amelleri şirk diye vasıflamanız yetmiyor bir de halkla uğraşıyor onlara müşrik muamelesi çekiyorsunuz. Ardından cemaatinize de bunu aşılayıp hurra tekfir çukuruna çekiyorsunuz.
Önce şirk dediğiniz konularda ümmetin icmaına uymanız gerekiyor. En azından cemaatinizin çoğunluğunun kendilerini dayandırdıkları Hanbeli mezhebine uyun.
Tekfir edilmeyecek mevzuları tekfir sebebi kılarak en büyük zulmü siz yapmış oluyorsunuz. Hatta bazı konularda mezhebinizin imamı sayılan İbn Teymiyye'nin dahi itirazlarını iftira ve deccallik olarak vasıflıyorsunuz.
İbn Teymiyye'in hakimiyet ve Maide 44 bağlamında tekfircilere işkal olarak öne sürdüğü Necaşi konusu, Yusuf [aleyhisselâm] kıssası gibi meseleleri sanki Eşariler uydurmuş ve şüphe olarak ortaya atıyorlarmış gibi yansıtıyorsunuz. Halbuki mezhebinizin kurucu imamı tarafindan tekfirciliğe karşı sunulmuş itirazlardır.
Dolayısıyla serzenişte bulunduğunuz konuda haklı olabilmeniz için öncelikle ahkamı usûle göre yerine oturtmanız ve seleften şaşmamanız lazim. Zira alimlerimiz, "Daha evvel hiç söylenmemiş bir fetvayı vermek kişiye ateş olarak yeter" demişlerdir.
Vesselâm...
İslam tarihinde insanlar, küfür ameli işleyen toplulukların muayyen veya mutlak olarak küfre girip girmediğini defalarca ve farklı taifeler üzerinden tartıştı. Ancak tartışan her iki taife de şirk ve küfür amelini işleyenleri zemmetme, onları hakka davet etme ve onları şirkten sakındırma konusunda ittifak etti. Tarihin hiçbir döneminde şirk ameli işleyenleri bir kenara bırakıp, onları muayyen tekfir edenlerle uğraşmadılar.
Örneğin, zekattan imtina eden taifelerin yalancı peygamberlere ittiba edenler gibi mürtet mi yoksa fasık müslimler mi olduğu önce Ebubekir (ra) ve Ömer (ra) arasında, sonra İmam Şafii ve Ebu Ubeyd gibi imamlar indinde tartışıldı. Fakat kimse birbirini zemmetmekle uğraşmadı. Daha ziyade bu eylemin sapkınlık olduğu ve bu eylemi yapanların zemmedilmesi üzerinde ittifak ettiler.
İbni Teymiye (rh), seleften Cehmiye itikadı izhar edenleri mutlak ve muayyen tekfir edenleri aktardı. Kendisi mutlak tekfir görüşünü tercih etmesine rağmen muayyen tekfir edenleri aşırılıkla suçlamadı; tam aksine Cehmiye inancı ve bu inançtan neşet eden sapkınlıklarla mücadele etti.
Şirk veya haram dediğiniz bir ameli işleyenleri zemmedenlerle uğraşmak, her açıdan batıldır. İnancınızın gereği olarak bu ameli işleyenleri muayyen tekfir etmeseniz dahi; bu insanları hakka davet etmek, amellerinin sonuçlarıyla yüzleşmelerini sağlamak ve onları şirkten sakındırmak için tehdit naslarıyla konuşmak zorundasınız.
Siz bunu yapmadığınız gibi yapanlarla uğraşıyorsunuz. Anlaşamadığınız konularda kimin haklı kimin haksız olduğu elbet Allah indinde açığa çıkacaktır. Bir enerjiniz varsa bunu şirke açıkça şirk diyen ve şirk işleyenleri en açık ifadelerle uyaranlara değil; itikad, ahkam ve ahlak olarak ateşe sürüklenenleri tevhide davet etmeye harcayın.
Yıllarca "tekfir davete engeldir" dediniz. Geldiğimiz noktada ülkede davet denince akla sizin zulmen "tekfirci" dediğiniz adamlar geliyor. Bu tuhaf ve gerçekliği olmayan iddianızı bir kenara bırakın.
Davet açık, net ve sınırları belli olduğunda karşılık bulur. Herkesin karnından konuştuğu, çalının etrafından dolanıp laf anlattığı bu bunalım çağında insanlar, sözü müstakim kılan ve söylediklerinin bedelini ödemeye hazır insanların sözüyle batılın farkına varıp hidayet yoluna giriyorlar.
Diyelim ki haklısınız ve size göre aşırılıkla mücadele ediyorsunuz... Aşırı dedikleriniz kaç kişi, şirke yuvarlananlar kaç kişi?
Milyonlara karşı on binlerce insan...
Hadi bunu vicdanınıza sorun; milyonlarca insana bulaşmış bir tehlikeyi görmeyip binlere bulaşan bir tehlikeyle uğraşmak din hassasiyeti mi, yoksa başka bir şey mi?