Sayın Cevdet Yılmaz’ın, serbest fonlara yatırım yapanların nitelikli yatırımcı oldukları ve bu nedenle aldıkları riski bilerek yatırım yaptıkları yönündeki açıklamasını dinlerken, ülkem adına gerçekten büyük üzüntü duydum.
Öncelikle çok önemli bir ayrımı netleştirmek gerekiyor:
Serbest fonlar ile para piyasası fonları ve hisse senedi yoğun fonlar aynı şey değildir.
Serbest fonlar, daha geniş ve esnek yatırım stratejileri uygulayabilen ve belirli şartları sağlayan nitelikli yatırımcılara yönelik fonlardır. Dolayısıyla bu fonlara yatırım yapanların belirli piyasa, fiyat ve likidite risklerini göze almış olması elbette mümkündür. Ancak buradan şu sonucu çıkarmak mümkün değildir:
Nitelikli yatırımcıysan, başına gelebilecek her türlü zararı peşinen kabul etmişsindir.
Hayır.
Risk almak başka şeydir, hukuksuzluğa maruz kalmak başka şey.
Nitelikli yatırımcı olmak; piyasa riskini, fiyat riskini üstlenmek anlamına gelebilir.
Ama hiçbir yatırımcı; Ben nitelikli yatırımcıyım. Fon yöneticisinin yapabileceği her türlü usulsüzlükten, manipülasyondan, nitelikli dolandırıcılıktan, mevzuata aykırı işlemden veya görev ihmalinden doğacak zararı da peşinen kabul ediyorum. diye yatırım yapmaz. Burada artık çok açık ve seçik bunların tespiti zaten yapılıyor.
Nitelikli yatırımcı olmak, hukukun dışında kalmak değildir. Eğer ortada yalnızca piyasa koşullarından kaynaklanan bir zarar varsa, elbette yatırımcının aldığı risk tartışılır. Fakat ortada hukuka aykırı işlemler, manipülasyon, görev ihmali, çıkar çatışması veya yatırımcıya karşı yükümlülüklerin ihlali iddiaları varsa, bunları yalnızca Nitelikli yatırımcıydı, riskini biliyordu diyerek açıklamak mümkün değildir.
Çünkü o zaman şu soruyu sormamız gerekir:
Devlet neden düzenliyor?
Neden denetliyor?
Neden SPK var?
Neden mevzuat var?
Yatırımcıya “Risk aldın” demek kolaydır.
Asıl mesele; Yatırımcı hangi riski aldı, hangi noktaya kadar bu risk yatırımcının sorumluluğunda ve hangi noktadan sonra hukuki bir sorumluluk doğuyor?
Bunun ortaya çıkarılmasıdır.
Üstelik bu tartışmayı serbest fonlarla sınırlamak da doğru değildir.
Serbest fon haricindeki Hisse senedi yoğun fonlara ya da para piyasası fonlarına yatırım yapan yatırımcıların da fon yatırımcısı olması, fon yöneticilerinin ve sermaye piyasası aktörlerinin yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz.
Bir yatırımcı, fonun türü ne olursa olsun, kendisine sunulan hukuki çerçeveye, denetime ve sermaye piyasası düzenine güvenerek yatırım yapar.
Benim üzüntüm yalnızca parasını kaybeden insanlar için değil. Ülkem adına asıl üzüldüğüm nokta, sermaye piyasalarına güvenerek yatırım yapan insanların bugün “Nitelikli yatırımcıydın, riskini biliyordun” cümlesini duymak zorunda kalmasıdır. Çünkü sermaye piyasalarının en büyük sermayesi yalnızca para değildir.
Güvendir. İnsanlara sermaye piyasalarına güvenmelerini söyleyip, ortaya çıkan her sorunda Ama siz riski biliyordunuz demek, o güveni daha da zedeler.
Devletin görevi yatırımcıya risk alma demek değildir.
Devletin görevi, risk ile hukuksuzluk arasındaki çizgiyi korumaktır.
Elbette her yatırımcı aldığı yatırım kararının ekonomik sonuçlarına katlanır. Ama hiçbir yatırımcı, başkasının varsa hukuka aykırı eyleminin veya kusurunun bedelini sırf “nitelikli yatırımcı” olduğu gerekçesiyle üstlenmek zorunda bırakılamaz. Güveni yeniden tesis etmenin yolu, mağdura bütün sorumluluğu yüklemek değil; olayın bütün yönleriyle araştırılması, varsa hukuksuzlukların ortaya çıkarılması ve kim sorumluysa mevkiine, makamına ve konumuna bakılmaksızın hukukun gereğinin yapılarak o mağduriyetlerin giderilmesidir.
Risk yatırımcının olabilir. Ama hukuksuzluğun,ihmalin,nitelikli dolandırıcılığın ,örgütlü suçun sorumluluğu yatırımcıya ait olamaz.
Ve açıkça ifade etmek isterim: Bu açıklamadan sonra, yatırımcılar için fon mağduriyetlerinin hakkaniyetli ve adil bir şekilde giderileceğine ilişkin inancım ciddi biçimde sarsılmıştır. Serbest fon yatırımcısı olan herkesin Allah yardımcısı olsun.