👇🏻👇🏻👇🏻
Yaklaşık yedi ay önce 26 Mart 2026’da, kabaca 1 milyon varil ham petrol taşıyan Türk işletmeli ALTURA tankeri İstanbul Boğazı’na 18 mil mesafede vuruldu. Saldırının makine dairesini hedef aldığı açıklandı. O gün bunun sıradan bir olay olmadığını; dolu bir tankerin Boğaz yaklaşma sularında vurulmasının can, mal, seyir ve çevre güvenliği açısından çok ciddi bir eşik olduğunu vurgulamıştım.
Aradan geçen altı ay içinde Karadeniz’de sivil deniz ticaretine yönelik saldırılar azalmadı, aksine coğrafi olarak genişledi.
3 Ağustos’ta Türk sahipli YAŞAR ve NADEZHDA Novorossiysk’ten ayrıldıktan sonra İHA saldırısına uğradı.
Şimdi ise sadece iki gün içinde Türk sahipli üç ticaret gemisi daha vuruldu:
5 Ekim’de Romanya MEB’inde Türk sahipli ROYAD MAMMADOV vurularak battı. İki denizci hayatını kaybetti.
6 Ekim’de Bulgaristan MEB’inde yine Türk sahipli ALFA WATAN ve ABLE hava ve deniz dronlarıyla vuruldu. ALFA WATAN battı. ABLE yandı, makine dairesi su aldı; 11’i Türk 18 denizci tahliye edildi.
Artık açıkça görülüyor ki Karadeniz’de ticaret gemilerine yönelik saldırılar münferit olaylar olmaktan çıkmış, adeta topyekûn bir savaşı aratmayacak yoğunluğa ulaşmıştır.
Daha vahimi, savaş Ukrayna ve Rusya kıyılarından çıkarak Türkiye, Romanya ve Bulgaristan MEB’lerine, yani Batı Karadeniz’e tamamen yayılmıştır. Sivil deniz ulaştırması açısından tehdit giderek kontrol dışına çıkmaktadır.
Türkiye artık sadece olaylar gerçekleştikten sonra açıklama yapmakla yetinmemelidir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Türk bayraklı, Türk sahipli ve Türk işletmeli gemilere Karadeniz’deki savaş riskini açık biçimde hatırlatan bir SEYİR GÜVENLİĞİ GENELGESİ yayımlamalıdır.
Armatörlere yüksek riskli bölgelere giriş konusunda açık tavsiyeler ve mümkün olduğunca kaçınılması gereken sahalar bildirilmelidir.
Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik ve Ulaştırma Bakanlığı arasında müşterek bir KARADENİZ DENİZ TİCARETİ ERKEN İKAZ/WATCHDOG sistemi kurulmalıdır. İHA, İDA, mayın, füze ve diğer tehditler sürekli takip edilmeli, Türk armatör ve kaptanlarına anlık tehdit ihbarları, riskli koordinatlar ve rota tavsiyeleri yayımlanmalıdır.
Türk armatörleri de artık Karadeniz’i normal bir ticaret sahası gibi değerlendirmemelidir. Ticari kazanç uğruna gemi ve denizcilerimizin hayatı savaş riskine sokulmamalıdır. Özellikle aktif çatışma ve saldırı sahalarına yapılacak seferler yeniden değerlendirilmelidir.
Bu noktaya nasıl gelindiği de sorgulanmalıdır. Türkiye, Montrö’nün 19. maddesini uygulayarak Boğazları savaş gemilerine kapatan devlet olarak Karadeniz’de kayıtsız şartsız aktif tarafsızlık izlemeliydi.
Ancak Ukrayna’ya SİHA tedarikine izin verildi. İngiliz ve Amerikan desteğindeki Ukrayna’nın asimetrik deniz savaşı zamanla Rus askeri hedeflerinden Rusya bağlantılı deniz ticaretine genişledi ve Rusya da karşılık verdi.
Sonuçta İHA ve İDA saldırılarının sivil deniz ticaretini de içine aldığı, giderek kontrolsüzleşen bugünkü ortam doğdu.
Türkiye başından itibaren iki tarafa eşit mesafede, Montrö’nün ruhuna uygun katı bir tarafsızlık izleseydi bugün Türk deniz ticaretinin karşı karşıya kaldığı bu tehlike karşısında çok daha güçlü bir konumda olurdu.