Kadir Mısıroğlu hakkında yıllarca eleştirenlerden biriyim. Üstelik bunu hiçbir zaman onun kullandığı gibi çirkin yöntemlerle yapmadık. Birilerinin yazdığı anılara, kulaktan dolma dedikodulara ya da iftiralara dayanmadık. Bizzat kendi ifadelerini, kendi videolarını ve kendi itiraflarını esas aldık.
Mehmet Akif Ersoy’a ettiği hakaretler, savurduğu küfürler, Selahaddin Eyyubi’ye, Gazi Osman Paşa’ya yönelttiği hakaretler… Bunların hepsi kendi ağzından çıktı, kendi videolarında hala duruyor.
Shakespeare’i Müslüman ilan etmesi, Stalin’in Almanları okunmuş kumlarla yendiğini iddia etmesi, İngiltere Kralı III. Charles’ın Müslüman olduğunu ve oruç tuttuğunu uydurması..
Çanakkale ve Filistin Cepheleri hakkında tarihsel gerçeklerle alakasız baştan sona sallayıp durduğu iddiaları, kronolojik tutarsızlıkları, kolayca kanıtlarla ortaya dökülen uydurmaları hepsi kendi videolarında açıkça kendi ağzından döküldü.
Yunan mezalimi diye kitap yazan ama Atatürk nefreti depreşince Yunan galip gelse daha iyiydi diyen de yine bu zattı!
Peygamber’in ve Atatürk’ün ruhlarını çağırdığını, onlarla konuştuğunu ballandıra ballandıra anlatan da kendisiydi. Irak’ın işgali konusunda Erdoğan’ı kendisinin ikna ettiğini söyleyen, Müslümanların katledildiği bir süreci anlatırken bunu olumlayan ifadeler kullanan da yine kendisiydi.
“İngilizlere düşman gittim, dost geldim” diyen; İngiltere’de İncil ayetleri üzerine yemin ederek vatandaşlık aldığını anlatan da kendisiydi.
Büyük Orta Doğu Projesi’ni güzelleyen, insanları bunun bir İslam projesi olduğuna inandırmaya çalışan, buna karşılık aynı proje kapsamında işgal edilen ve Müslümanların katledildiği ülkelerden söz etmeyen de yine kendisiydi.
Amerika’dan açıkça şeriat dilenen Clinton döneminde ABD için raporlar hazırladığını anlatan ve şeriatın kim tarafından getirildiğine, kime yaradığına bakmadan arsızca “şeriat gelsin isterse ülke yıkılsın” diyen yine ta kendisiydi! Söyledikleri ortada, kayıtları ortada, videoları ortada.
Kadir Mısıroğlu, aslında kim olduğunu ve ne düşündüğünü hiçbir zaman gizlemedi. Kendi sözleriyle kendisini anlattı, kendi ifadeleriyle kendisini ortaya koydu.
*Trabzon yurdu yöneticiliğinde, Türkiye’de kurduğu Hac organizasyonunda ve Almanya’da kurduğu sucuk üretimde hakkında davalara konu olmuş dolandırıcılıkları hiç konuşamıyorum bile! ( Kurduğu ORTAŞARK şirketi ve ortağı Prof. Mehmet Müftüoğlu üzerinden araştırabilirsiniz)
Bütün bunlara rağmen birilerini peşinden sürüklemeyi, birilerini kendisine mürit yapmayı başardı. Dahası, birileri tarafından “üstat” ilan edildi.
Çok şükür, bu mecrada tarihi gerçekleri ortaya çıkarmak için çaba gösteren gerçek tarihçi arkadaşlarımız sayesinde bu zatın bütün defoları bir bir gün yüzüne çıkarıldı. Öyle ki sonunda kendi cenahı tarafından bile kendi silahıyla vuruldu ve “Kemalist” ilan edildi. Bugün ise bir zamanlar tarih otoritesi olarak sunulan, ancak tarihsel iddialarının hiçbiri ciddiye alınmayan, kendi çelişkileri içinde bir karikatüre dönüştü.