Aziz Romalılar, naçizane bir şey demek istiyorum. Fatma Betül Sayan meselesi mühim, evet. Dün gece apar topar verilen o istifa, savcılığın aile boyu koyduğu jet tedbir kararları, 4 ayda 63 milyondan 2.1 milyar liraya fırlayan o akıl almaz Özata Denizcilik kârları elbette manşetleri süsleyecek.
Fakat unutulan çok basit bir aritmetik var: Masanın üzerinde buharlaşan para 20 milyar dolar.
2 milyar Türk Lirası dediğiniz meblağ, bu 20 milyar dolarlık devasa enkazın yanında devede kulak bile değil; yüzde yarım bile etmiyor. Şahı ve kaleleri kaybetmemek için piyon feda etmek en klasik, en kadim satranç taktiğidir. Bu iş, hükümet içinde ve bürokrasi koridorlarında Fatma Betül’den çok daha derine, çok daha karanlık odalara gidiyor.
Siz gerçekten bir genel başkan yardımcısının, kendi kişisel zekâsı ve piyasa öngörüsüyle Nisan ayında tek bir tahtaya 63 milyon lira gömüp, Eylül başında baskından 48 saat önce hisseleri 4.400 liralardan Tera ve Pusula’nın serbest fonlarına devrederek 2 milyar lirayı tek başına nakde çevirdiğine inanıyor musunuz?
Bu çapta bir operasyon; sadece bir genel başkan yardımcısının nüfuzuyla yapılamaz. Bu tezgâh;
Hangi hissenin ne zaman tavan serisine sokulacağını,
SPK teftiş kurulunun ne kadar süre kör, sağır ve dilsiz taklidi yapacağını,
MASAK’ın kırmızı alarm algoritmalarının hangi gün, hangi saatte kapatılıp açılacağını bilen,
Ve en önemlisi, çıkış kapısının hangi saniyede kilitleneceğinin emrini veren "merkezi bir siyasi-bürokratik komuta kademesini" gerektirir.
Fatma Betül ve ailesi, bu piramidin tepesindeki akıl değil; o havuza para park edip komisyonunu alan, içeriden sufleyle zenginleşen "seçkin katılımcılardan" sadece biridir. Bugün aslanların önüne atılmasının tek sebebi, kamuoyundaki infial barajı patlamak üzereyken Saray’ın "Bakın, kendi bakanımıza bile acımıyoruz" vitrinine acil bir kurban gerekmesidir.
Daha birkaç gün önce ne demiştik? Bu topraklarda sermaye piyasası hiçbir zaman serbest piyasa olmadı; iktidar blokları arasındaki örtülü rantın tahsilat ve aklama veznesi oldu.
Buradaki asıl kavga, "yüzde 20 masasının" devrilmesidir.
İddiaların, dekontların ve hisse virmanlarının doğrudan dışarıya, firari veya muhalif kanallara sızdırılması bir tesadüf mü?
Asla. Bu, iktidar bloku içindeki "Küçük Ortak" ile "Büyük Ortak" veya parti içindeki fraksiyonlar arasındaki açık bir iç savaştır.
Bir kanat, diğer kanadın Londra-İstanbul-Ankara üçgeninde kurduğu o devasa gölge finans borusunu patlattı. Tera’nın, Pusula’nın ve Katılımevim’in içine doldurulan yüz binlerce tasarrufçunun parası, bu iç savaşın cephe hattındaki mayın tarlasına dönüştürüldü.
20 Milyar Dolar Nereye Gitti?
İşte savcılıkların ve Saray sözcülerinin asla cevap vermeyeceği soru budur. Eğer ortada 20 milyar dolarlık bir tasfiye ve batık varsa;
Bu paranın ne kadarı kamu bankalarının (başta Emlak Katılım) "görev zararı" kılıfıyla yüzdürdüğü batık inşaat holdinglerine aktarıldı?
Ne kadarı offshore hesaplara, Londra gayrimenkul piyasasına ve Dubai fonlarına kaçırıldı?
Hangi siyasi vakıfların, hangi cemaat ağlarının ve hangi "dokunulmaz" patronların bilançoları bu fonlar üzerinden temizlendi?
Fatma Betül’ün 2 milyar lirasını konuşurken, arka kapıdan çoktan tahliye edilmiş olan 19.9 milyar doları gözden kaçırıyorsanız; tezgâh tam da kurucularının istediği gibi çalışıyor demektir.
1982 Bankerler Krizinde Kastelli bavulları toplayıp İsviçre’ye kaçtığında, arkasında faturayı ödeyen yüz binlerce pul olmuş tasarrufçu ve istifa ettirilen birkaç bakan kalmıştı. Sistem, kendi yarattığı canavarı birkaç kelle vererek kurban etmiş, ama o sermaye birikim modeline dokunmamıştı.
Bugün de sahnelenen piyes aynıdır. Fatma Betül Sayan Kaya, arenada seyirciler tezahürat yapsın diye gladyatörlerin önüne fırlatılan ilk figürandır.
Piyon düştü diye oyunu kazandık sanmayın; vezirler, kaleler ve şahlar Ankara’nın plazalarında, korunaklı sitelerinde ve lüks otel lobilerinde bir sonraki vurgunun taksimatını yapmaya devam ediyor.