Kız gözyaşlarını silmiş, gülü burnuna götürüp uzun uzun koklamış. Sonra başını kaldırmış, çocuğa bakmış. Gözlerinde hem şaşkınlık hem de sıcak bir ışık belirmiş. O an çocuktan hoşlandığını anlamış. “Teşekkür ederim,” demiş fısıltıyla. Gülü alıp bahçeye girmiş, toprağı açıp nazikçe dikmiş. Çocuk o gün orada kalmış, kızın işini bitirmesini beklemiş. Ertesi gün çocuk yine gelmiş, elinde yeni bir mavi gül varmış. Kız bu sefer kapıyı açmış, gülü alıp gülümsemiş. Sonraki gün de, ondan sonraki gün de aynı şey olmuş. Çocuk her sabah bir mavi gül getirmiş, kız da onu koklamış, sulamış ve bahçeye dikmiş. Bahçe yavaş yavaş yeniden mavi güllerle dolmaya başlamış. Günler günleri kovalamış. Artık çocuk sadece gül getirmiyor, kızla bahçede oturup konuşuyor, güllerin kokusunu birlikte içlerine çekiyorlarmış. Bir akşam kız, “Bu güller senin sayende yeniden açtı,” demiş. Çocuk da “Aslında güller senin gülüşünle açıyor,” diye cevap vermiş. Bir süre sonra çocuk, bir demet mavi gülle kapıya gelmiş. “Bu güller artık sadece bahçeye değil, sana da ait olsun isterim,” demiş. Kız gülümsemiş, demeti almış ve “O zaman sen de her gün gelmeye devam et,” demiş. O günden sonra çocuk her sabah mavi güllerle gelmiş, kız da onları koklayıp bahçeye dikmiş. Bahçe hiç solmamış, ikisi de hiç ayrılmamış. Mavi güllerin arasında mutlu bir hayat kurmuşlar.