Bir insan, onurlu bir eş, sorumlu bir baba; Ali Şekeroğlu…
Ailesini geçindiremediğini, sağlık giderlerini karşılayamadığını haykırarak; sırtında al bayrağımız, elinde “Para için değil, onurumuz için” yazan dövizle, 86 milyonun gözünün içine baka baka hayatına son verdi.
Bir can yitip gitti.
Yıllarca canımızı ve güvenliğimizi emanet ettiğimiz bir polis memuruydu. Görevdeyken o bizim canımızı korudu. Emekli olduktan sonra biz onun canını koruyamadık.
Üzgün ve öfkeliyim.
Çünkü Ali Şekeroğlu’nun hayatına mal olan koşullar kendiliğinden oluşmadı.
Bu bir sonuçtur. Ve bu sonucun arkasında yıllardır uygulanan siyasi ve ekonomik tercihler vardır.
Emekliyi açlığa mahkûm eden, yıllarca çalışan insanları ömürlerinin sonunda geçim derdine düşüren, sağlık giderini dahi kara kara düşündüren; emeği, hayatı ve yoksulluğu istatistiğe indirgeyen bir düzen var karşımızda
Yarın çıkıp yine ekonomide başarı hikâyesi anlatacaklar.
Hangi başarı? Kimin başarısı?
Ömrünü çalışarak geçirmiş bir insanın emeklilikte geçinemediği için hayatına son verdiği bir düzenin başarılı olduğunu kim söyleyebilir?
Bir baba ailesinin ihtiyaçlarını karşılayamadığı için kendisini çaresiz hissediyorsa, bir emekli sağlık giderlerini karşılayamadığını haykırıyorsa, yıllarca devlete hizmet etmiş bir insan hakkını alabilmek için Anayasa Mahkemesinin kapısına dayanıyorsa Ali Şekeroğlu’nun ardından birkaç taziye cümlesi kurup hiçbir şey olmamış gibi devam edemeyiz.
Onun son feryadını duymak zorundayız.
İnsanları geçinemediği için çaresizliğin kıyısına sürükleyen bu cinayet düzenine artık son vermek zorundayız.
Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet; ailesine, çocuklarına ve sevenlerine sabır diliyorum.
Hepimizin başı sağ olsun.