Son günlerde ve bugün bazı gazetelerde yer alan, “Yargıtay kira tespit davalarında beş yıl kuralını değiştirdi” yönündeki yorumlar doğru değildir. Haberlerde bahsedilen karar, uzun zamandır uygulanan bir hukuki ayrımı tekrar ortaya koymaktadır. Öncelikle şu yanlış bilgiyi düzeltelim: “Kira tespit davası yalnızca beş yılda bir açılabilir” şeklinde genel bir kural yoktur. Konut ve çatılı işyeri kiralarında, yenilenen dönemin kira bedeline ilişkin bir anlaşma bulunmuyorsa beş yıl dolmadan da kira tespit davası açılabilir. Ancak bu durumda hâkimin belirleyeceği bedelde artış, TÜFE’nin on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını aşamaz. Sözleşmede artış şartının bulunmaması, kira bedelinin doğrudan piyasa rayicine çıkarılabileceği anlamına gelmez. Beş yıllık süre ise emsal kiralar ve kiralananın durumu dikkate alınarak, hakkaniyete göre kira bedelinin yeniden belirlenmesi bakımından önemlidir. Bu değerlendirmede TÜFE dikkate alınır ancak ilk beş yıldaki gibi bir üst sınır oluşturmaz. Bu ayrım Türk Borçlar Kanunu’nun 344. maddesinde zaten bulunmaktadır. Gelelim haberlerde bahsedilen karara. Kiracınızla yıllar önce bir kira sözleşmesi yapmış, daha sonra bir yenileme sözleşmesi veya ek protokolle yeni bir kira bedeli belirlemiş olabilirsiniz. Burada önemli olan, yalnızca yeni bir belge imzalanması değildir. Belirlenen bedelin, yenilemenin yapıldığı tarihteki emsal ve rayiç kira bedellerine uygun olup olmadığıdır. Yargıtay’ın yaklaşımı şudur: Yenilemede belirlenen bedel o tarihteki rayici yansıtıyorsa, sonraki dönemin bedeli endeks uygulanarak belirlenir. Rayici yansıtmıyorsa, yenilemeden itibaren beş yıl geçmemiş olması tek başına engel oluşturmaz; ilk kira ilişkisinin başlangıcı ve geçen süreler dikkate alınarak, şartları varsa hak ve nesafete göre tespit yapılabilir. Bir örnekle açıklayalım: Kira ilişkiniz 2010 yılında başlamış olsun. Kiracınızla 2023 yılında bir yenileme sözleşmesi yaptınız. Taşınmazın 2023 yılındaki rayiç kira bedelinin 50.000 TL olduğunu varsayalım. Yeni bedeli 35.000 TL olarak belirlediyseniz ve bu bedelin o tarihteki rayici yansıtmadığı tespit edilirse, sırf 2023 yılında yeni sözleşme imzalandığı için beş yıllık süre otomatik olarak yeniden başlamış sayılmaz. İlk kira ilişkisinin 2010 yılında başladığı dikkate alınarak, diğer şartlar da mevcutsa 2026 yılı için rayice göre kira tespiti istenebilir. Buna karşılık, 2023 yılındaki yenilemede kira bedelini o tarihteki rayice uygun biçimde 50.000 TL olarak belirlediyseniz, olağan koşullarda 2028’de beş yıl doluncaya kadar artışlar endeks esasına göre devam eder. Bu süre içinde yeniden rayice göre tespit istenmesi ile endeks kapsamında kira bedelinin belirlenmesi birbirinden farklıdır. Dolayısıyla karşılaştırılacak rayiç, bugünün rayici değil, yenileme sözleşmesinin yapıldığı tarihteki rayiçtir. Bu yaklaşım yeni değildir. Yargıtay’ın 2018 tarihli kararında da yenilenen sözleşmedeki bedelin, yenileme tarihindeki rayici yansıtıp yansıtmadığının araştırılması; sonuca göre endeks veya hak ve nesafet esasının uygulanması gerektiği açıklanmıştır. Yargıtay beş yıl kuralını kaldırmamıştır. Yenileme sözleşmesinin beş yıllık süreye etkisini, o tarihte belirlenen bedelin rayice uygunluğuna göre değerlendirmiştir. Uzun zamandır uygulanan bu ayrımın, “beş yıl şartı değişti” şeklinde sunulması doğru bilgilendirme değildir. Saygılarımla Av.Ali Güvenç Kiraz
1
1
10
1,754
Muhteşem olmuş… Doğrusu buydu işte… Adalet budur işte… Can Atalay orada tek kişilik hücrede senin oğlun abin kardeşin eşin Soma da öldü bir iş adamının hırsı nedeniyle patlayıcı fabrikasında paramparça oldu, Hesler dereni kuruttu diye mücadele ettiği için yatıyor… Müthiş insanlar bunlar tarihin en delikanlı cesur insanları… Bizler gibi benim gibi rezil insanlar değiller…Bedel ödeyenler…. Ama doğru karar bu işte… Can içeride bunlar dışarıda… Hepimiz de aynen devam…
SON DAKİKA! Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya ifadeleri tamamlandı. İfadelerinin ardından adliyeden ayrıldılar
2
4
11
2,139
Ariftir…😁😬😆😍💛❤️
Yasin Kol olayını biraz olsun örtmek için tüm tuşlara basıyorlar…Çok ilginç çok Hasan Şaş demişti ya ciğerlerinden söktük 3 şampiyonluğu diye… Ellemeyin iyi oldu hakem falan filan o gün yeneceksiniz bu şart oldu artık…
1
6
36
4,431
Ali Güvenç Kiraz retweeted
🏘️Kira tespit davasında 5 yıl şartı değişmedi 📌‘Kira bedeli emsalden düşükse 5 yıldan önce de dava açılabilir’ başlığıyla yayınlanan bir haber kafaları karıştırdı. 📌Ali Güvenç Kiraz, kira tespit davalarıyla ilgili sorularımızı yanıtladı. @agkiraz bigpara.hurriyet.com.tr/habe…
1
3
581
Fikrim sabittir… Galatasaray’ın her sezon en büyük transferi nasıl Okan Buruk ise yine aynı şekilde Yunus Akgün’dür…. @yunusakgun17
Yunus Akgün geçen sezon sakatlanmasaydı MVP’siydi ligin…Bazen istikrarsızlaşabiliyor ama çok özel bir yetenek…Çok özel 🧿
3
48
5,362
Ahahahdjadjdjdjdjejdjfwjehshehehwhw İstanbul niye gidiyor, işte o kadar başkan neden tutuklu, İzmir niye katılıyor iktidar partisine, Ankara’da gider mi ? Falan diye konuşuyoruz ya Asıl konuşulması gereken hepsinin gitmesi yani ülkenin tamamen iktidar partili bir yapıdan oluşması Yani bize layık bu… Böyle yaşamaya devam etmeliyiz…
Fatma Betül Sayan ve eşi C. Savcılığının izni doğrultusunda gönüllü olarak 7 banka hesaplarındaki 2.2 milyar lirayı iade ediyor. Yanlıştan dönüldü, muhalefetin elindeki en güçlü koz zayıflatıldı.
3
10
3,464
Sonra Kemal Sunal filmlerinde bizi niye böyle oynuyorlar diye de şikayet ediyorlar…. Yeryüzünde nefret edilmedikleri bir tane modern ülke yok neredeyse…
Ümraniye'de Japon kültürü, anime ve sanatını tanıtmak amacıyla düzenlenen Konohafest'e, bir grup tekbir getirerek saldırdı gazetepencere.com/gundem/umr…
2
1
15
4,151
Ali Güvenç Kiraz retweeted
KUSURA BAKMA AMA KARDEŞİM... Bu cinayetin işlenmesinde sen de sorumluluk sahibisin. Niye mi? Anlatayım: TELE1 Televizyonunun daha ilk kurulduğu, hatta kurulma çalışmalarının başlandığı günlerden beri süreci yakından bilen biriyim. Sevgili dostum - meslektaşım Merdan Yanardağ'ın @merdanyanardag nasıl çabaladığını, çırpındığını ve o kanalı kurup büyüterek nerelere getirdiğine de yakından tanığım. Kapandığında da orada bir programın (Gazeteciler Masası) yorumcularından biriydim. 5'nci sınıf bir senaryo ile Merdan'ı içeri atıp kayyımı oraya getirip çöktükleri günlerin de tanığıyım. Sonra, @tele2haber 'in örgütlenmesini ve ilk sinyalini verdiği geceyi de birlikte gururla yaşadım arkadaşlarımla. Yakın zamana kadar da Gazeteciler Masası'nda katkı sağladım. Ekranlarda sürekli bağırdık, hançeremizi yırtarcasına: "Desteğinizi esirgemeyin. Burayı yaşatalım. Katkı sadece alkışla, beğeni işaretiyle olmaz. Bu Youtube kanalına 'katıl abonesi' olun. Yani maddi destek sağlayın..." diye de seslendik her gece... Minicik bir azınlık haricinde kimsenin umurunda olmadık. Şimdi, klavyenin başına geçip "Tele2Haber" niye kapandı? Vah vah.." diye kuru kuru ağlaşanlara öfkeliyim. Bu işlerin maliyetini, reklam/ilan al(a)madan yayıncılık yapmanın ancak ve ancak "Babadan zengin" bir azınlığın çocuklarının altından kalkabileceğini sizlere anlatamadık. Tele2Haber'i desteksiz bırakan kenardan izleyip kuru alkışla yetinen herkesin müşterek sorumluluğunu hatırlatmak için yazıyorum bunları. Biz yine ayağa kalkarız. Kalkacağız da... Ama bu müşterek suçluluğu da tarihe kaydetmek istedim.
103
354
2,114
140,716
İçerden çıkacak birazdan adam Yıpranmış bavulu, hantal sesiyle Kendini yollara vuracak adam Yüz çeviren dostlar, sinsi tavırlar Açığa çıkacak ve ah kendiyle Bir ince hesabı görecek adam Susamıştır tebessümün seyrine Saçları hiçbir gün okşanmamıştır Bir ihtilal kadar yalnız Ah vefanız kadar yanlış Mümkünse farz edin yaşamamıştır…
1
1
13
1,497
Ali Güvenç Kiraz retweeted
📢 ''YENİ Parti Yapısal Sorunları Aşabilecek mi? Canlı yayınla birazdan kanalımızda. ⏰ 21.00 📍 İdeaPolitik Enstitü YouTube👇 ⛓️youtube.com/live/Tr32Ld5plJM… Dr. @AliTirali
📢 ''YENİ Parti Yapısal Sorunları Aşabilecek mi? Canlı yayınla bu akşam kanalımızda. ⏰ 21.00 📍 İdeaPolitik Enstitü YouTube👇 ⛓️ youtube.com/watch?v=Tr32Ld5p… Dr. @AliTirali
1
2
1,667
Çok tekrar ediyor olabilirim ama bir kez daha söyleyeyim: CHP’nin sosyal demokrat kimliğini tartışırken, SHP ile birleşme sonrasında yaşananları, ardından gelen siyasi tercihleri ve bugün yeni bir parti arayışının önünde duran soruları birlikte değerlendirmek gerekiyor. 1991 genel seçimlerinde yüzde 20’nin üzerinde oy alan bir SHP vardı. Buna karşılık, 1992’de yeniden açılan CHP, 1994 yerel seçimlerinde yaklaşık yüzde 4,6 oy almıştı. Farklı seçimlerin sonuçlarından söz ediyoruz; ancak bu rakamlar iki partinin birleşme öncesindeki toplumsal ağırlığı hakkında fikir veriyor. 1995’teki birleşmenin ardından Deniz Baykal; Yüksel Çakmur, Aydın Güven Gürkan, Ercan Karakaş ve Fikri Sağlar gibi SHP’nin sosyal demokrat birikimini temsil eden isimlerini partinin üst yönetiminde etkili biçimde tutabilseydi, farklı kanatlar arasında bir denge kurabilseydi, bugün CHP’nin sosyal demokrat kimliği hakkında başka bir değerlendirme yapılabilirdi. Benim eleştirim, bu birikimin korunmak yerine zaman içinde budanmış olmasıdır. 1992’deki yeniden açılışı da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. CHP’nin yeniden açılması, 1980 öncesindeki bütün kadroların ve siyasi anlayışın aynı çatı altında yeniden birleştiği anlamına gelmedi. Eski CHP’nin siyasi mirası farklı partilere ve yapılara dağılmıştı. Dolayısıyla isim ve amblem devamlılığı, kadro ve ideoloji devamlılığını kendiliğinden sağlamadı. Bugün “Ben elli yıldır CHP’liyim” diyenlerin de bu ayrımı yapması gerekiyor. Elli yıllık bir aidiyet duygusu taşımak mümkündür. Ancak Ecevit dönemindeki CHP ile Baykal döneminde yeniden şekillenen CHP arasında hiçbir siyasi kopuş yaşanmadığını söylemek başka bir şeydir. CHP’nin faaliyetleri 1980 darbesiyle durduruldu; parti hukuken 1981’de kapatıldı. Darbe öncesindeki son genel başkanı Bülent Ecevit’ti. O dönemin CHP’si, ortanın solu ve demokratik sol çizgisiyle kendisini tanımlıyordu. Ecevit yeniden açılan CHP’nin başına geçse ve sosyal demokrat kadrolarla devam etseydi, başka bir siyasi gelişim yaşanabilirdi. Bu gerçekleşmemiş bir ihtimaldir; fakat yaşanan kopuşu anlamak açısından önemlidir. Benim değerlendirmeme göre, 1992 sonrasında şekillenen CHP’de sosyal demokrat siyasetten çok cumhuriyetçi kimlik öne çıktı. Cumhuriyetçilik ile sosyal demokrasi birlikte var olabilir. Ancak cumhuriyetçi olmak, tek başına sosyal demokrat olmak için yeterli değildir. 1995 sonrasında SHP’den gelen sol ve sosyal demokrat kanatların etkisinin azalmasını bu nedenle önemli buluyorum. Baykal yönetimindeki CHP’nin 1999’da yüzde 8,71 oyla baraj altında kalıp Meclis dışında kalması, bu dönemin en ağır siyasi sonuçlarından biridir. Bu tercihin devamını, AKP’nin 2002’de iktidara gelmesinden sonraki süreçte de gördük. Benim okumama göre Baykal ve ardından Kılıçdaroğlu yönetimleri, AKP’nin merkez sağdaki ağırlığı karşısında CHP’yi sosyal demokrat bir çizgide büyütmek yerine siyasi merkeze ve seküler sağ seçmene yöneltti. Kadıköy’ün eski ANAP seçmeni, İzmir’in Demokrat Parti geleneğinden gelen seçmeni CHP’ye gelsin istendi. Bu kesimler de geldi. Gelmelerinde bir sorun var mı? Elbette yok. CHP’ye üye olabilirler, parti içinde siyaset yapabilirler. Ancak gelen insanların partinin sosyal demokrat kimliğiyle buluşması gerekir. Parti, kendi kimliğini belirsizleştirerek yalnızca farklı çevreleri bir araya getirmeye çalışırsa üyelik artabilir ama ortak bir siyasi aidiyet oluşmayabilir. Bugünkü milletvekili ve belediye başkanı kadrolarında bu merkez ve seküler sağ yöneliminin belirgin bir ağırlık taşıdığını düşünüyorum. Sorulması gereken soru şudur: Bu isimleri hangi sosyal demokrat ölçütlerle seçtiniz? Emek, eşitlik, sosyal adalet, örgütlü toplum ve parti içi demokrasi konusundaki tutumlarını ne kadar önemsediniz?
1
10
2,829
Partiden ayrılmaları da bu kadro tercihlerinden bağımsız değerlendiremeyiz. Her ayrılığın kendi koşulları ve gerekçeleri vardır. Ancak ortak ideolojik bağ zayıfsa partiyle kurulan ilişki de daha kolay kopar. Benim itirazım, bu kopuşları yalnızca kişisel sadakat veya vefasızlık üzerinden açıklamaktır. Bu insanları o görevlere getiren siyasi anlayışın da sorumluluğu vardır. Cemil Tugay, Burcu Köksal, Özlem Çerçioğlu ve İstanbul’daki belediye başkanları etrafındaki ayrılma ve parti değiştirme tartışmaları bu açıdan değerlendirilmelidir. Eren Ali Bingöl gibi isimler söz konusu olduğunda da aynı soruyu soruyorum: Bu kadroların sosyal demokrat siyasetle bağı nerede kuruluyor? Aday belirlerken esas aldığınız ölçüt nedir? 1980 öncesindeki CHP’ye ilişkin hafızamda, bugün gördüğümüz ölçüde bir kopuş ve geçiş tablosu yok. Bunu kesin bir sayısal karşılaştırma olarak söylemiyorum; siyasi aidiyetin niteliğindeki değişime dikkat çekiyorum. Bir partide uzun süre bulunmak, o partinin ideolojisini benimsemiş olmak anlamına gelmiyor. Peki sosyal demokrat kadrolar nerede? Aydın Güven Gürkan’ın, Ercan Karakaş’ın, Fikri Sağlar’ın, Murat Karayalçın’ın temsil ettiği siyasi birikimin devamı nerede? Bu geleneğin yetiştirdiği insanlar neden partinin yönetiminde ve aday kadrolarında belirleyici değil? Oğuz Kaan Salıcı ve 10 Aralık Hareketi çevresini de bu soruya yeterli bir cevap olarak görmüyorum. Ben onların temsil ettiği çizgiyi, sosyal demokrat bir kadro yenilenmesinden çok bürokratik ve merkezci bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Parti içindeki konum ve yönetim hesapları, sosyal demokrat siyasetin içeriğinin önüne geçtiğinde aynı sorun başka isimlerle devam ediyor. Kılıçdaroğlu dönemini de Baykal döneminde oluşan parti yapısından bağımsız değerlendirmiyorum. Genel seçimlerde iktidara ulaşılamaması bu eleştirinin bir parçasıdır. Bununla birlikte, yerel seçim başarılarını yok saymak doğru olmaz. Özgür Özel dönemindeki 2024 yerel seçim başarısını da teslim etmek gerekir. Ancak benim tartıştığım mesele yalnızca seçim kazanmak değildir. CHP’nin sosyal demokrat kimliği; kadrolarında, parti içi demokrasisinde, aday tercihlerinde ve uyguladığı politikalarda ne ölçüde karşılık buluyor? SHP ile birleşme sonrasında kaybedilen siyasi birikim ile bugün yaşanan kadro ve aidiyet sorunlarını birlikte değerlendirmeden bu soruya cevap veremeyiz. Bu çerçevede yeni bir partinin önünde duran temel denklem de benim için açıktır: Sosyal demokrat bir parti olacaksa kalıcı başarı ve iktidar şansı vardır. Olmayacaksa dönemsel olarak yüzde 20’leri, yüzde 25’leri görebilir; ancak bunun kalıcı bir iktidar seçeneğine dönüşebileceğine inanmıyorum. Türkiye’de solun başarılı olabilmesi için emek, özgürlük ve demokrasi ekseninde yeni bir politika belirlemesi gerekiyor. Emeği konuşmadan, barınma krizini anlatmadan, insanların geçim derdine ve Türkiye’nin temel sorunlarına somut cevaplar üretmeden başarılı olunamaz. Sosyal demokrasi, insanların gündelik hayatına değen bir siyasi programla karşılık bulur. Çalışanın ücretini, kiracının barınma hakkını, gencin geleceğini, emeklinin yaşam koşullarını ve yurttaşın özgürlüğünü siyasetin merkezine koymanız gerekir. Bu sorunları seçim dönemlerinde hatırlamak yeterli değildir. Partinin kadroları, örgütlenmesi ve siyasi öncelikleri de bu anlayışa dayanmalıdır. Aynı şekilde, ülkenin bir bölgesinde söylediğinizden başka bir bölgede çekinerek tutarlı bir siyaset kuramazsınız. “Güneydoğu’da bunu söylersem Batı ne der?” veya “Batı’da bunu savunursam Doğu’da nasıl karşılanır?” endişesiyle sosyal demokrat bir kimlik oluşturulamaz. Bir sosyal demokrat parti, Doğu’da hangi hak ve özgürlükleri savunuyorsa Batı’da da onları savunur. Batı’da hangi demokrasi ve eşitlik anlayışını anlatıyorsa Doğu’da da aynı ilkelerin arkasında durur. Bölgelere göre insanların sorunları ve çözümün ayrıntıları değişebilir; fakat temel ilkeler değişmez.
1
4
558
Bu nedenle yeni parti kurulurken ilk konuşulması gereken, kimin genel başkan olacağı veya hangi belediye başkanının katılacağı değildir. Önce hangi toplumsal kesimlerin taleplerini temsil edeceği, hangi programı savunacağı ve bu programı hayata geçirecek kadroları nasıl oluşturacağı açıklanmalıdır. Aynı kadro anlayışı ve aynı siyasi tercihler korunursa tabelanın değişmesi yaşanan sorunu çözmez. Sosyal demokrat bir partinin büyümesi, kendi kimliğinden vazgeçmesine bağlı olmamalıdır. Farklı siyasi geleneklerden insanlar elbette bu partiye katılabilir. Ancak buluşmanın zemini belli olmalıdır: emek, sosyal adalet, özgürlük, demokrasi ve eşit yurttaşlık. Gelen herkesin geçmişinin aynı olması gerekmez; birlikte savunacakları programın açık olması gerekir. Bu açıklık, aday ve yönetici seçiminde de karşılık bulmalıdır. Bir kişinin tanınması, seçim kazanabilecek olması veya güçlü ilişkilerinin bulunması tek başına yeterli sayılmamalıdır. Savunduğu politikalar, toplumsal sorunlar karşısındaki tutumu ve demokratik çalışma anlayışı da değerlendirilmelidir. Sosyal demokrat kadrolar ancak bu ölçütler önemsenirse yetişir ve etkili hale gelir. Burada parti içi demokrasi meselesini de atlamamak gerekiyor. Özgürlük ve demokrasi iddiasında bulunan bir partinin, kendi içinde de bu ilkeleri uygulaması gerekir. Üyelerin yalnızca seçim döneminde çalıştığı, adayların ve yöneticilerin ise dar bir çevrenin kararıyla belirlendiği bir yapıda sosyal demokrat kadroların gelişmesi zorlaşır. Farklı görüşlerin konuşulabildiği, eleştirinin cezalandırılmadığı ve üyelerin kararlara katılabildiği bir örgüt düzeni kurulmalıdır. Kadroların yetişmesi dediğimiz şey de budur. İnsanlara görev vermek, sorumluluk almalarını sağlamak ve siyasi çalışmalarını değerlendirmek gerekir. Sendikalarda, meslek örgütlerinde, mahallelerde ve yerel yönetimlerde emek veren insanların parti yönetimine ulaşabileceği yollar açık olmalıdır. Aksi halde sürekli aynı dar çevreden aday seçilir; sonra da neden yeni sosyal demokrat kadrolar yetişmediği sorulur. Barınma krizi bunun somut bir örneğidir. Bir sosyal demokrat parti, kiracının yaşadığı güvencesizliği, çalışanın gelirinin ne kadarını kiraya ayırdığını ve gençlerin neden bağımsız bir hayat kuramadığını anlatmalıdır. Ardından sosyal konut, kiralık konut üretimi ve kamu arazilerinin kullanımı konusunda ne yapacağını açıklamalıdır. İnsanların yaşadığı sorunu dile getirmekle çözüm için sorumluluk almak arasında bir bağ kurulmalıdır. Emek konusunda da aynı açıklık gerekir. Ücretler, sendikal haklar, iş güvenliği ve güvencesiz çalışma, partinin sürekli gündeminde olmalıdır. Özgürlük ve demokrasi talepleriyle ekonomik talepler birlikte savunulmalıdır. İnsan hem geçinebilmek hem düşüncesini korkmadan söyleyebilmek hem de geleceği hakkında söz sahibi olmak ister. Bu yüzden yeni partinin kuruluş sürecinde programın, kadroların ve örgüt yapısının birlikte tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Sosyal demokrat olduğunu söyleyen bir partinin, bu kimliğin gerektirdiği tercihleri daha kuruluş aşamasında göstermesi gerekir. Geçmişte eleştirdiğimiz yöntemler tekrar edilirse yeni bir başlangıç için doğan imkân da kaybedilir. Benim yeni parti açısından söylediğim tam olarak budur: Geçmişteki hatalarla hesaplaşmadan, sosyal demokrat bir program oluşturmadan ve bu programı taşıyacak kadrolara alan açmadan kalıcı başarı beklenemez. İnsanların neden bu partiye güveneceği, neden burada kalacağı ve neden onu iktidara taşıyacağı sorularının cevabı, kurulacak partinin siyasi kimliğinde bulunmalıdır. Yeni partinin başarısı da burada belirlenecektir: Sosyal demokrat kadrolarla, emeği merkeze alan bir programla ve ülkenin her yerinde aynı özgürlükçü ve demokratik ilkeleri savunarak yola çıkabilecek mi? Benim görmek istediğim ve başarı şansı olduğuna inandığım siyasi seçenek budur. Av.Ali Güvenç Kiraz
1
4
376
Bizim futbol çarpanımız x2 üzerineydi yaklaşık 3 yıl boyunca geçen yıl bence x3 kategorisine yükseldik işte son 4-5 hafta saçmalamamızı bırakırsak… Bu çarpanlarla zaten ligin çok üstündeydik ama işte Yasin beyler sayesinde ligde tutuldu o dönemde kimse rakiplerimiz…
3
3
25
2,613
Ali Güvenç Kiraz retweeted
Mußte schmunzeln.
101
963
4,663
381,040
Okan hocamın tahminen Nisan ortası sonu gibi şampiyon olmasının engellenmesi olarak okuyorum olanları…Tabi son 26 sezonu saymıyorum orada güzel bir şekilde kendi elimizle adeta şampiyonluk verecektik…Ama 23-24-25 şampiyonlukları için Nisan ortası sonu bayağı engellenmiş…Gerisi teferruat
3
10
76
6,907
Bu adam bu dünyaya yanlışlıkla düşmüş… İnsan falan değil…✌️❤️
“Brothers in Arms” was originally released by Dire Straits in 1985 as the title track of their acclaimed album Brothers in Arms. Written by Mark Knopfler, the haunting anti-war ballad became one of the band's most celebrated songs. In 1988, Dire Straits reunited to perform at Wembley Stadium, London, as part of the Nelson Mandela 70th Birthday Tribute, held on June 11 to raise international awareness of Mandela's imprisonment and the struggle against apartheid. The concert was broadcast to more than 60 countries and reached an estimated audience of around 600 million people worldwide. The performance was particularly notable because Eric Clapton joined Dire Straits on guitar. The band's regular second guitarist, Jack Sonni, was unable to perform after the birth of his twin daughters, so Clapton stepped in for the historic event. The concert marked Dire Straits' return to the stage after the conclusion of their Brothers in Arms world tour in 1986.
9
3,080
Gençler, dostlar, arkadaşlar, Romalılar Hukuk olmadan hiçbir şey olmaz… Hukuk devleti olmadan hiçbir güvenceniz olmaz… Hukuk devleti garantisi olmadan yatırımcı gelmez… Hukuk devleti istediğini istediğin gibi yapmak değildir… Tabi ki içinizde farklı görüşler var iktidarı seven var olacakta ama herkesi içeri atarsan hukuk devleti olamazsın… Hukuk devleti olamazsak böyle fonlar vs ile zarar görür sonra da devletten beni kurtar dersin… O içeri atıldığında seviniyorsun ya senden değil diye işte o içeri atıldığında senin çocuğunun geleceği kayboluyor… Bana imar affı, vergi affı, üniversite affı, emeklilik affı, sigorta affı vs diye beklediğin sürece ve o aflarda geldiği sürece hukuk devleti olmayacağız… Olmadığı sürece de sen paranı daha fazla gelir getiren Bankerlere, 2000 seni çarpan yüksek faiz bankalara, şimdi fonlara yatıracaksın…. Çarkı değiştirmek için illa devrim yapmaya gerek de yok…Zihniyet değişecek… Trafikte cezalar bir anda nasıl bin TL’lerden yüzbinlere çıkınca kendiin kontrol ettin içkili çıkmadın, kasksız çıkmadın hah işte ağır cezalarla cayacaksın yapmayacaksın evini büyütmeyeceksin, aflar beklemeyeceksin… Yoksa ne olur… Bu iktidar gider yenisi gelir aynı mantık aynı kafa devam eder… Enflasyonu 70-80 yıldır kısa bir dönem çözememiş bir ülke olmanın sırrı bu enflasyonu seviyor olmandır… Çıkarlarını yansıtıyor çünkü… Hukuk devleti olacaksın her şey net şeffaf ve hesap verilebilir olacak herkes bir göreve liyakatla gelecek sonra yatırım da yapılır sen de çocuklarının geleceğini garantin altına alabilirsin… Yoksa ne ; yoksa bataklığa batmış bir traktör olarak çamurda debelenir durursun…
12
2,320
Kadının düşmanı yine kadın… Serenay Sarıkaya dün herkesi bayağı kıskandırmış… Yahu biraz da negatif olmayın kıskanmayın gurur duyun ne olur… Mahfi hoca diyor ya ülkeler gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler diye ayrılır bir de Arjantin ve Türkiye diye… Arjantinliller de bizim gibi önce olumsuz konuşmaya başlarmış 😁 Neyse muhtemelen dünya sinemasına doğru yol alıyor Serenay Hanım büyük başarılar 🧿🧿🧿👏👏👏
7
2,565
Ahahahdajdjdjdjajdjsakdjdjsjehdhwhwhsg
hanging out with the girls
2
6
5,051