"İDDİA MAKAMI TÜRK YARGISINI TEMSİL EDEMEYECEK SEVİYESİZLİKTEDİR"
İmamoğlu:
kurulmak istenen rejimin, kara düzenin, vurguncu sistemin ve Türkiye tarihinde asla kabul edilmeyecek mekanizmaların bizim tarihimizde ne bir yeri vardır ne de Türkiye'nin geleceğinde bir yeri olacaktır. mücadelemin adı tam olarak da budur.
bakınız, ben 5 yaşından beri, sayın hakim, esnaflığı öğrenerek büyüdüm. esnaflığı öğrenmek çok kutsaldır. hiçbir fakülteye, hiçbir eğitim sahasına benzemez bu kadar uygulamalı bir süreç. eğer alabilecek kapasiteniz varsa, eğer iyi bir eğiticiniz varsa, eğer çevrenizdeki insanların esnaflık ruhuyla besleniyorsanız, hayatınızı en ulvi şekilde destekleyen bir süreçte hayata katılır ve yetişirsiniz.
işte tam da böyle, ticareti, esnaflığı, tacir olmayı, kar ve zarar nedir, iyi bilirim. her esnafın, tacirin bir defteri vardır. o defterin iki sütunu vardır. bir yanda gelir, diğer yanda gider. t cetveli yani... her esnaf gelene de bakar, gidene de bakar. sonra hesabı kapatır, kar mı, zarar mı? iki tarafa da, t cetvelinin iki sütununa da bakar, böyle karar verir kâr mı, zarar mı diye.
burada, 20 mahkemede de olduğu gibi, 20'ye yakın mahkemede de olduğu gibi, iddia makamının önünüze koyduğu defterin ise sadece tek bir sorunu var, bu sütun, sadece giderlerin yazıldığı sütundur. mazot, bakım, lastik; toplam 122.325 TL.
yani burada dünyanın en büyük zulmünü, en büyük mezalimini, işkencesini yaşayan bizlerin bugün tam da burada, “ya mazot, bakım, lastik, neden bahsediyorsun Ekrem?” diye halkım düşünecektir. evet, mazot, bakım, lastik, yani toplam 122.305 TL gider sütununu yazmış olan bir iddianameyle karşı karşıyayız. açıkçası net ifadedir, bir başka iftiranameyle karşı karşıyayız.
her mahkemede ifade ettiğim gibi burada da ifade ediyorum ki benim için iddia makamı yok hükmündedir. iddia makamı, türk yargısını temsil edemeyecek seviyesizliktedir.
kar sütunu yine boş bırakılmış. yani eğer bir sanık buraya çıkıyorsa lehine olan ne varsa yine yok sayılmış ve gider sütunu üzerinde 122.305 liralık, tekrar ifade ediyorum, gülünç kısmını tekrar ifade etmekten de açıkçası biraz yüzüm kızarıyor ama yapacak bir şey yok, milletin adına, türk yargısı adına mazot, bakım, lastik toplam 122.305 TL.
yine 12 yıl öncesine dönelim, hatırlatayım. o dönem, Beylikdüzü Belediyesi için belediye başkanı seçildiğimden birkaç ay sonra, aylık 7.200 TL bedelle araç kiralanmak üzereydi. yani bir belediye başkanına hizmet aracı olarak tasarlanan bir aracın aylık 7.200 TL bedelle kiralanması söz konusuydu. bunu ben hem dönem evrakında gördüm hem de bana araç gösterilerek aylık kirası ifade edildi.
daha önce size söylediğim gibi, bugüne geldiğimizde daha iyi anlaşılması için hatırlatayım, aylık 200, yani o gün için 7.200 TL aracı yani bir minibüs makam aracı diye bugün çokça kullanma o zaman bu kadar fazla yoktu ama benim 2012'den beri, yani belediye başkanı olmadan önce kullandığım bir aracım var olduğu için biliyorum. bugün bedeli, aylık kirası 250.000-300.000 TL. yani bu kötü duruma düşürülen Türkiye'mizde, neredeyse 10 tane asgari ücret kadar aylık bedeli olan araç kiralamadan bahsediyor.
bunu kabullenemedim, bir esnaf çocuğu, esnaf olarak ama daha da ötesi vatansever, kamucu bir belediye başkanı olarak bunu kabullenemedim ve kabul etmedim. “benim aracım var, milletin parasını harcamaya gerek yok.” dedim. olayın özü bu kadar basit.
araç, 4 yıl 2 ay, yani 50 ay boyunca belediyenin hizmetinde kaldı. neyle? sıfır liralık kira bedeliyle, yani ücretsiz tahsisle. yani bugünün parasıyla yaklaşık 15 milyon TL, o dönem beylikdüzü belediyesinin cebinde kaldı. tekrar ediyorum, bugünün parasıyla 15 milyon TL belediyenin cebinde kaldı, kamunun kasasında kaldı. kamunun lehine çok özenli, çok güçlü, çok gerekli bir adım atıldı.
araç kiralansaydı, bilgisi olmayanlar öğrensin diye ifade edeyim, mazotunu yine belediye ödeyecekti. yani mazot her halükarda ödenecek. bakım ve lastik giderini dahi kira tutarından düşseniz yine milyonlarca lira kamunun kasasında kalmış oldu.
sayın hakim, bu hesabın bir de görünmeyen bir tarafı var, aracımın yıpranması. yani bunun hesabını yapmıyoruz. ama 4 yılı aşkın sürede yapılan kilometre, ki binlerce kilometre, hatta on binlerce kilometre de diyebiliriz, düşen değer, aşınan motor, bunlar da hiç hesaplanmadı mesela.
bu iftiranameyi hazırlayan, benim için yok hükmündeki, beni hiç şaşırtmayan bu iftiracı iddia makamları, her mahkemede yaptıkları gibi bunu yine hesaplamadılar, hiç bu işe bakmadılar, yapanı da dikkate almadılar.
İMAMOĞLU: UYAN EY HALKIM! AYAĞA KALK EY HALKIM!
Beylikdüzü makam aracı davasının 2.duruşması başladı.
geçtiğimiz celse Ekrem İmamoğlu dahil 8 kişi savunma yapmıştı.
Fatih Keleş ve 3 kişinin savunma yapması beklenen ikinci duruşmada, öncelikle Ekrem İmamoğlu söz aldı.
İmamoğlu:
kıymetli halkımızı sevgiyle saygıyla selamlıyorum. geçen celse burada 1 saatten biraz fazla açıklamalarda bulundum, bugün de kısa bir beyanda bulunacağım. bugün buradayım, açıkçası böylesine hiçbir anlam ifade etmeyen ve bana göre hukuksuz bir mahkemeyle Türk yargısının meşgul edilmesini, sizlerin meşgul edilmesini, Ekrem İmamoğlu olarak bir vatandaş olarak asla kabul etmiyorum. buradayım çünkü muhatabı olduğum 20’ye yakın davanın son 2 yılda açılmasının yegane sebebinin ülkemizin başındaki otoriter zihniyetin makamını korumak için yargıyı araçsallaştırdığını, kanununa hukuka aykırı işlemleri yaptığını rakibini devre dışı bırakmak, muhaliflere hapse atmak adına araçlaştırılmış yargı düzeninin varlığını tekrar tekrar halkımıza buradan hatırlatıyorum. bu davaların hiçbiri hukuki bir zeminde hazırlanmış davalar değildir. tümüyle hukuksuz düzenek içerisinde, aşama aşama muhalifleri gözaltına almak, mahkemelere taşımak, tutuklamak, hapse atmak... bunun adı cumhurbaşkanı adayı olabilir, bunun adı muhalif belediye başkanı olabilir, bunun adı muhalif gazeteci olabilir, bunun adı muhalif düşünceye sahip insan olabilir; yani bana göre 87 milyonun büyük bir kısmı bu kavramın içine girebilir. dolayısıyla benim buradaki durumum açık ve net olarak ifade ediyorum ki milletimizin çok büyük bir bölümünü en az %75'ini %80'ini temsil ettiğini düşünüyorum. ancak hatırlatırım ki kaybeden milletimiz oluyor. yani kaybeden, esas zarara uğrayan, zararın bedelini maddi manevi ödeyen 87 milyon yurttaşımız oluyor. kişisel makam, mevkii, menfaati için yargıyı da kullanarak yürütülen bu operasyonların, yapılan vurgunların sadece son 5-6 yıldaki maliyetinin maddi olarak 600 milyar dolar olduğunu belirtmek isterim. şurada gözümüzün önünde eriyen İstanbul menkul kıymetler borsasındaki Türkiye’nin gerçek tüzel kişilikleri gerçek şirketlerinin kaybı bile haftalar içerisinde trilyonları bulmuştur. bu kadar açık ve net bir vurgunla milletçe karşı karşıyayız. net olarak ifade ederim ki yoksullaştık. açlık sınırının altında hane sayısı neredeyse artık toplumun yarısından fazladır. ben buradayım çünkü. evet buradan haykırıyorum; uyan ey halkım, ayağa kalk ey halkım diye haykırıyorum. haykırmaya da devam edeceğim. hatta ekliyorum; korkma ey halkım diye de ifade ediyorum. bu benim sorumluluğum. çünkü ben 16 milyon dünyanın en güzel şehri İstanbul’un iradesini temsil ediyorum. çünkü ben 15.500.000 yurttaşımımızın sel olup akarak oy kullanan kullanıp ön seçimle cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği kişiyi, tarihte bir benzeri yoktur böylesi bir tecrit sürecinin, dolayısıyla sorumluluğumu biliyorum ve bu sorumluluğun yükünü taşımaktan da onur duyuyorum.