Bir asır önce Selanikli bir yetim, bu topraklarda saltanatı kaldıran mücadelenin lideri oldu. Ailesinden bir taht devralmamıştı. Eğitimle, emekle, mücadeleyle kendisini yetiştirmişti. Sonra bir ülkenin geleceğini değiştirdi.
Onun hayat hikâyesi aslında kurduğu Cumhuriyet’in açtığı ufku da anlatıyor: Doğduğun evin imkânlarından daha büyük bir hayat kurabilmeyi.
Bir köylünün çocuğu hekim olabilir. Bir işçinin çocuğu bilim insanı olabilir. Ailesinde hiçbir kadının okuyamadığı bir kız çocuğu, kürsüye çıkıp bu ülkenin geleceği hakkında söz söyleyebilir.
Bunlar kendiliğinden gerçekleşmez. O çocuğun önüne okul koyacaksın. Öğretmen koyacaksın. Kitap koyacaksın. Karnının doymasını, başını sokacak bir yurdunun olmasını sağlayacaksın. Yeteneğinin ailesinin yoksulluğu içinde kaybolmasına izin vermeyeceksin.
Cumhuriyet’in toplumsal anlamı burada ortaya çıkar.
Çünkü doğduğumuz aileyi seçemiyoruz. Babamızın mesleğini, annemizin eğitimini, evimizin gelirini belirleyemiyoruz. Ama bunların bütün hayatımızı belirlemesinin önüne geçebilecek bir ülke kurabiliriz.
Bir okulun kapısından içeri giren çocuk, o güne kadar ailesinde hiç kimsenin tanımadığı bir dünyayla karşılaşır. Bir öğretmen bir yeteneğini fark eder. Okuduğu bir kitap, aklına daha önce sormadığı bir soruyu getirir. Bir süre sonra kendisini başka bir yerde görmeye başlar.
İnsan önce zihninde aşar içinde bulunduğu koşulları. Sonra o hayalin peşinden gidebilmek için imkân arar. Cumhuriyet’in insana verdiği cesaretle toplumun ona sunduğu imkânlar birleştiğinde, bir ailenin kuşaklardır değişmeyen hikâyesi değişebilir.
Bu yüzden bir çocuğun başarısında, hiç tanımadığı insanların da emeği vardır. Öğretmeninin, okulunu yapan işçinin, bursunu mümkün kılan insanların… Kendi hayatımızı kurarken başkalarının açtığı yollardan geçeriz. Bizim sorumluluğumuz da arkamızdan gelenlere yeni yollar açmaktır.
Cumhuriyet’e duyduğum bağlılığın içinde bunlar var.
Bir çocuğun geleceğini konuşurken ailesinin elinde ne olduğuna bakıp hüküm vermemek var. O çocuğun henüz ortaya çıkmamış yeteneğine, daha okumadığı kitaplara, daha sormadığı sorulara güvenmek var.
29 Ekim’de biraz da bunu kutluyoruz. Bu ülkenin çocuklarının kendilerine bırakılan hayattan daha fazlasını isteyebilmesini. Hayalinin peşinden gitmeye hakkı olduğunu bilmesini. “Ben de yapabilirim” diyebilmesini.
Selanikli bir yetimin açtığı yoldan, daha nice çocuğun kendi hayatını ve bu ülkenin geleceğini değiştirebilmesini.
Hakkı ödenmez.
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.