Hepimiz sessiz bir inançla yaşarız: bir gün doğru sistemi kurduğumuzda, işleri yetiştirdiğimizde, hayatı nihayet rayına oturttuğumuzda asıl yaşamak istediğimiz hayat başlayacaktır. Heyhat ! O gün hiç gelmez.
Yapılacaklar listesi her zaman ömürden uzun, gelecek her zaman belirsiz, hayat hep pamuk ipliğine bağlı. Kusur hayatın içinde. Gerçek özgürlük, bu kusurluluğu bir eksiklik değil, insan olmanın ta kendisi olarak kabul etmekle başlar.
Mükemmel planı beklemek yerine kusurlu da olsa bugün bir adım atmak, dev hedefler karşısında donmak yerine taşınabilecek tek çakıl taşını taşımak, geleceği garanti edemeyeceğimizi kabullenmek lazım.
Hayatın en değerli anları zorla üretilemez, ancak kontrol gevşediğinde kendiliğinden gelir. Sıradan bir gün, asıl hayatın provası değil hayatın ta kendisidir; içimizden geçen cömertliği ertelemeden yapmak, belirsizliğe korkuyla değil merakla bakmak, sıradan eylemleri mesela bulaşık yıkamayı bile keyfe dönüştürmek mümkün.
Hayatı zapt ü rapt altına alma projesinden vazgeçtiğimizde hayat elimizden kaçıp gitmez. Tam tersine, bu kabullenişle ilk kez gerçekten elimize geçer. Anlamlı bir hayat sorunlarımızı çözdükten sonra değil, onlar hâlâ oradayken, bugün başlar.