AKP’nin Türkiye’de yarattığı dini siyasal kültür Evanjelikleşmiş bir muhafazakarlıktır. İçeriği Müslümanlık olabilir ama asıl formu Evanjelikliktir.
Aile saplantısından kültür savaşına, doymak bilmeyen piyasacı dindarlıktan mağdur ahlaki çoğunluğa, şov dünyasına dönüşmüş medya ve cemaat/tarikat ağlarından gösteriş manyaklığına dönüşen o çiğ kitsch muhafazakar estetiğe kadar bu dünya kadim İslam’dan çok modern Amerikan dini sağının İslamileştirilmiş tercümesidir.
Bu da AKP’yle başlamadı. Kökü Soğuk Savaş’a, özellikle 1980 sonrasına gider. Sol ezilirken, Türk-İslam sentezi devlet eliyle pompalanırken ve ülke neoliberalizme boca edilirken dini sağ da Amerikan hegemonyasının bütün dünyaya yaydığı Evanjelik siyaset biçimini emdi. Türkiye zaten Amerikan nüfuzunun göbeğinde bir ülke, muhafazakar din siyasetinin bundan mucizevi biçimde etkilenmediğini düşünmek asıl gariplik olur.
Bazı yerlerde aktarım düpedüz belgeli. 1985’te ANAP zamanı Vehbi Dinçerler’in bakanlık döneminde Milli Eğitim Bakanlığı, Amerikan Evanjelik yaratılışçılığının başlıca isimlerinden Henry Morris’in Scientific Creationism kitabını falan Türkçeye çevirtti. Amerikan köktendincilerinin İncil’i savunmak için ürettiği creation science Türkiye’de eğitim politikasının içine sokuldu. İncil çıktı, Kur’an girdi, birkaç yıl sonra Amerikan kültür savaşından ithal edilmiş şey İslam’ın evrime cevabı diye kadimleşti. Bugünkü toplumsal cinsiyet ideolojisi, doğal aile, çocukları sapkınlıktan koruma histerisi de aynı tercüme makinesinin başka ürünü.
Aynı yıllarda dinin örgütlenme biçimi de değişti. Eski sohbet halkalarının çevresine okul, yurt, şirket, yayınevi, televizyon, yardım ağı, profesyonel yönetim ve para trafiği örüldü. Cemaatler ve tarikatlar modern bir dini holding gibi çalışmayı öğrendi. Neoliberalizm alanı açtı, Amerikan dini sağının kilise etrafında kurduğu o okul-medya-şirket-charity-lobi makinesinin Müslüman versiyonu da Türkiye’de serpildi. İçerik İslami kaldı, makine Evanjelikleşti. Aynısı başka Müslüman ülkelerde de oldu tabii.
Bu dalganın ne yarattığını en çıplak haliyle Brezilya’da görmek mümkün. Birkaç on yılda Amerikan etkili Evanjelik ve özellikle neo-Pentekostal dünya kiliseden taşıp televizyona, paraya, şirketlere, aile ve cinsellik savaşlarına, parlamentoya ve en sonunda Bolsonaro’nun otoriter sağına bağlandı. Papaz vaiz olduğu kadar medya patronu, siyasi aracı, iş insanı ve oy devşiren bir güç odağına dönüştü. Din, para, şov, kültür savaşı ve reaksiyoner siyaset aynı makinenin parçaları oldu. Türkiye’de yaşanan dönüşümün farkı bu makinenin başka bir dinin içine yerleşmesi.
AKP Türkiye’si de bu formu bu coğrafyaya uygun biçimde mükemmelleştirdi. Dini piyasaya, şirkete, medyaya, kültür savaşına ve otoriter siyasete bütünüyle eklemledi. Zenginliği, lüksü, şatafatı, iş çevrelerini ve nüfuzu dindarlığın merkezine yerleştirdi. Sömürüyü hayırseverlikle cilaladı. Cemaatleri şirket ve nüfuz ağlarına çevirdi, vaizi şovmene ve kişisel gelişim gurusuna dönüştürdü.
Şeyhin irşadı televanjelistin kişisel gelişim şovuna, müridin vecdi sahne ışıkları altında ağlayıp titreyen kitlenin transına dönüştü. Arkada da bağış, şirket, ihale, nüfuz ve servet makinesi çalıştı. Muazzam iktidar ve servet birikimini bitmeyen mağduriyet edebiyatıyla beraber yürüttü. Bütün bu geç kapitalist, Amerikanlaşmış dini siyaset paketinin üzerine de fıtrat, ecdat, medeniyet yazıp bin yıllık gelenek diye sattı.
En trajikomik tarafı, kendilerini Amerikanlaşmaya karşı son kale falan sanıyorlar. Halbuki Türkiye’nin en Amerikanlaşmış siyasi-kültürel ürünlerinden biri bizzat kendileri.