SİZE SESLENİYORUM
EVİNDE ÖLÜ BULUNANLARIN SAYISI ARTACAK
Ruhlarımızın üzerini kaplayan o toz pembe tülü çekip çıkarmanın zamanı geldi.
Çünkü dışarıda, o süslü sosyal medya vitrinlerinin ve parlak ekranların arkasında, insanlık tarihinin en sessiz ama en dehşet verici salgını yayılıyor.
Yalnızlık.
Japonların bu feci manzaraya koyduğu çok ağır bir kavram var.
Kodokushi.
Yani "Yalnız Ölüm"...
Kimsenin haberi olmadan, tek başına, bir odanın soğuk köşesinde hayatın sona ermesi ve cansız bedenin günler sonra bulunması.
Japonya bu dramı uzun süre bir "yaşlılık meselesi" olarak tartıştı.
Fakat bizim kapımıza dayanan kabus çok daha karanlık ve çirkin.
Artık pırıl pırıl gençlerin, hayatının baharındaki insanların, yüz binlerce takipçisi olan popüler figürlerin bile evlerinde cansız bedenleri bulunuyor.
Ve sanırım en can yakan kısmı, kimse günlerce onların yokluğunu bile hissetmiyor.
Oyuncu Serhat Kılıç’ın evinde iki gün boyunca ölü kalması ve kimsenin bunu fark etmemiş olması, modern dünyanın suratına inen ağır bir tokat oldu.
Merhuma Allah’tan rahmet dileyelim.
Fakat onun bu sessiz gidişinin bizlere tuttuğu o karanlık aynaya bakmaktan kaçmayalım.
Bundan sonra gazetelerde, sosyal medyada "evinde ölü bulundu" haberlerini çok daha sık okuyacaksınız.
Biyolojik yaşları genç ama ruhları çoktan toprağa girmiş insanların haberleri olacak bunlar.
Buna alışsanız iyi olur.
Çünkü bu felaketi adım adım, kendi ellerinizle inşa ettiniz.
Sizi öyle bir tuzağa düşürdüler ki, kendi rızanızla girdiniz o kafese.
Kapitalizmin pazarladığı "sen her şeyin en iyisine layıksın", "kimse senden değerli değil" zırvalıklarına gözünüz kapalı kandınız.
Kendinizi evrenin merkezine koyup etrafınızdaki herkesi değersiz ve harcanabilir zannettiniz.
Ezberletilmiş üç-beş kişisel gelişim sloganını hayat felsefesi yapıp, katıksız bir bencilliği "kendine değer vermek" diye yutturdunuz.
Ekranların size sunduğu o sahte "sonsuz seçenek" illüzyonu yüzünden hiç kimseye emek harcamadınız.
Bir tık ötede hep "daha iyisi" var zannettiniz.
Oysa bir tık ötede sadece daha büyük bir boşluk ve sahtelik vardı.
Gerçek sevgiyi, aşkı, sadakati ve evliliği çocuk oyuncağına çevirdiniz.
İncir çekirdeğini doldurmayacak sebepler yüzünden, en ufak bir anlaşmazlıkta zerre kadar sabır ve çaba göstermeden kapıyı çarpıp çıktınız.
Yanlış anladığınız öğretiler ve devasa egolarınız yüzünden, ömrünüz boyunca yanınızda dağ gibi duracak insanları bir hiç uğruna harcadınız.
Kendinizi geliştirdiğinizi sandınız ama sadece duygusal olarak nasırlaştınız.
Paylaşmayı, fedakarlığı, bir başkasının yüküne omuz vermeyi "zayıflık" olarak gördünüz.
Oyuna geldiniz.
Tuzağa düştünüz.
Sizi sürekli tükettiren, birbirinize düşüren ve en nihayetinde dört duvar arasına hapseden o büyük sisteme kendi ayaklarınızla yürüdünüz.
Şimdi binlerce "takipçiniz", yüzlerce "arkadaşınız" var ama kapınızı çalacak, yokluğunuzu anında anlayacak tek bir dostunuz yok.
O şaşaalı hayatlarınızın, içi boş özgüveninizin ve kibrinizin son durağı bir odada tek başına unutulmak oldu, olacak, oluyor.
Bu geleceği siz istediniz.
Kendi ellerinizle hazırladığınız bu soğuk yalnızlığa şimdi iyi bakın.
Çünkü manşetlerde okuduğunuz her haber, aslında kendi geleceğinizin ilanıdır.
(Sosyal Medya Alıntı Paylaşımı)