"Baroyu ötekilerden kurtarmak."
İstanbul Barosu seçimlerinde en çok tekrarlanan cümle bu. Her grup baroyu bir başkasından kurtarmaya talip. Ne var ki bu cümle ne kadar yüksek sesle kurulursa, asıl soru o kadar duyulmaz hâle geliyor: Avukatın geleceğini kim, hangi programla güvence altına alacak?
"Kurtarma" söyleminin en çok yalnız bıraktığı kişi, mesleğe yeni adım atmış meslektaşımızdır. Onun ihtiyacı, kendisinden önce başlamış kavgalarda taraf olmak değildir. Emeğinin karşılığını almak, mesleğini bağımsız ve onurlu biçimde icra etmek, zor anında barosunun yanında olduğunu bilmek ister. Biz ise ona daha cübbesini yeni giymişken kimin "öteki" olduğunu, kime karşı saf tutacağını öğretiyoruz.
Birbirimiz hakkında söyleyecek bu kadar çok sözümüz varken, mesleğin geleceği hakkında birlikte kurabildiğimiz cümleler neden bu kadar az?
Sandığa gitmeyen meslektaşlarımızı "ilgisiz" diye etiketlemek kolaydır. Oysa her uzak duruş duyarsızlık değildir. Kimi zaman insan, kendi sorunlarını görmeyen bir "kurtuluş" kavgasının seyircisi olmayı reddeder. Kazanan grup, yalnızca aldığı oyu değil, sandığa gelmeyenlerin neden gelmediğini de kendi sorumluluk hanesine yazmak zorundadır.
Baro, farklı dünya görüşlerinden avukatların ortak çatısıdır. Bu çatının altında "öteki" yoktur. Bir kurumu kendi üyelerinin bir kısmından "kurtarmaya" kalkmak, o kuruma duyulan güveni tüketmenin en kestirme yoludur.
Baroyu gerçekten kurtarmamız gereken bir şey varsa, o birbirimiz değildir. Avukatın emeğini, bağımsızlığını ve itibarını aşındıran sorunlardır.
Sandıktan bir yönetim mutlaka çıkacak. Asıl soru şu: O sandıktan avukatın geleceğine dair bir umut da çıkacak mı?