ÜMMETİM DİYEN NEBÎ’NİN ÜMMETİ
Rasûlullah Efendimiz ﷺ’in vefatından sonra mübarek bedeni kabre indirilirken, Hazret-i Ebû Bekir Sıddîk رضي الله عنه’un kabre girdiği ve o esnada Efendimiz’in ﷺ mübarek dudaklarının kımıldadığını işittiği anlatılır.
Eğilip dinlediğinde:
“Ümmetim… Ümmetim…”
dediğini duyduğu rivayet edilir.
Efendimiz ﷺ’in, Azrâil aleyhisselâm’a ümmetinin can verirken çekeceği sıkıntıyı sorup:
“Ümmetimin acısını da bana yükle.”
buyurduğu anlatılır.
Bu sözlerin işaret ettiği hakikat ne kadar büyük…
O ﷺ son nefesinde bile ümmetini düşündü.
Peki biz, o Nebî’nin ﷺ ümmeti olarak neyi düşünüyoruz?
Bugün Gazze’de, Arakan’da ve dünyanın dört bir yanında mazlumlar için:
“Zulüm bitsin!”
diye haykırıyoruz.
Elbette mazlumun yanında olmak imandandır. Zulme karşı çıkmak insanlığın ve Müslümanlığın gereğidir.
Fakat ey Müslüman!
Seni secdeye götürmeyen bir imanla hangi zulme son vereceksin?
Gazze’nin acısını yüreğinde hissedip,
sabah namazının çağrısını duymazdan geliyorsan…
Mazlumun gözyaşına üzülüp,
kendi nefsinin zulmünü görmüyorsan…
Dilin adaleti haykırırken,
Yaşantın Giyimin Sözlerin Allah’ın Emirlerinden Uzaklaşıyorsa…
Önce kendi nefsindeki zulme karşı çık!
Çünkü ümmet olmak yalnızca “Ümmetim!” sözünü sevmek değildir.
Ümmet olmak, onun ﷺ yolunda yürümektir.
O ﷺ bizi düşündü…
Biz de onun ﷺ emanet ettiği ümmetin derdini düşünelim.
Ama önce Rabbimizin huzurunda alnımızı secdeye koyalım.
Çünkü secdesi olmayan bir öfke,
ahlâkı olmayan bir dava,
amel ile desteklenmeyen bir iddia insanı kurtarmaz.
Ey Müslüman!
Mazlumlar için ayağa kalkacaksan,
önce ezanla çağrıldığında Rabb’inin huzurunda ayağa kalk.
Gazze için dua et.
Arakan için dua et.
Bütün mazlumlar için dua et.
Fakat unutma:
Zulümle savaşmanın ilk meydanı kendi nefsindir.
Öyleyse kendimize soralım:
Biz gerçekten o “Ümmetim” hitabının neresindeyiz...?