10 yaşındaydım. Karagümrük İlkokulu'nda komşu sınıftan Sultan Mahalleli bir kıza aşık olmuştum. Mahalle şundan dolayı önemli, meğer öyle gidip de "yabancı" bir velet olarak oradaki kızların peşine düşmek hoş karşılanmıyormuş, en azından bir ön hırpalama - sınama süreci oluyormuş.
Fakat gerçekten olamaz böyle bir güzellik, olamaz. Nadir bulunan bir mücevher hatta tılsım gibi bir şey, büyüleyici bir esmer güzeli... Kızın peşinde dolaşıp durdum epey bir süre, hülyalı, melankolik. Tabii o zamanlar tam bir Don Juan'ım; en sevdiği oyun "yakan top" olan Don Juan. İlgimi ve beğenimi yeterince belli etmiş olmalıyım ki (beğenim dolup taşıyordu zaten) bir gün bu dünya güzeli prenses ben yalnızken yanıma yaklaştı, çok kendinden emin ve dominant bir sesle "çıkışta aşağı stadın oraya gel" dedi (uçurtma uçurmaya falan gittiğimiz küçük bir mahalle stadı, büyük boş arazi). Çok heyecanlandım. Yani benim de boş adam olmadığımı, öyle kolay reddedilemeyeceğimi biliyordum da gene de buna hazır değilmişim, Tipitip'imi çiğneyip karizmatik bir edayla boşluğa baktım bir süre.
Okul çıkışı iki en yakın arkadaşımı ekip, çantam ve beslenmem elimde koşa koşa buluşma yerine gittim. Prenses oradaydı ama biri benim sınıfımdan diğeri ise kendi sınıfından iki kuzeni de oradaydı (ikisi de erkek). Herhalde 50 metre falan yaklaşmıştım ki beni temiz bir sopanın beklediğini anladım, geri dönüp tabana kuvvet kaçmaya başladım. Uzun uzun beni kovaladı iki kuzen. Hatırlıyorum, kaçarken o kadar korkuyordum ki benim için "insan avı" gibi bir şeydi bu yaptıkları (canım ne kadar tatlıysa artık).
Kaçıp kurtulmayı, sopa yememeyi başardım. Tam nasıl oldu ne kadar sürdü bilmiyorum ama nihayet evdeydim. Biraz zaman geçti, telefon çaldı (çevirmeli ev telefonu). Telefonu açtım, karşımdaki kızın annesiydi. Bana, yani bir ırz düşmanına aralıksız küfrediyordu. Hayal bile edemeyeceğim şeyler söylüyordu. Hatta öyle ki bunları bir on yıl sonra duysam bana çok seksi bile gelebilirdi. O günse korkutucu ve tuhaftı. Boğazıma kadar günaha batmıştım ve hak ettiklerimi işitiyordum. En son "Bir daha kızımın peşinde gezersen bızırlarımı ağzına doldururum senin, piç" dedi, kapattı. Bızır? Bu sözcüğü ilk kez duyuyordum (çoğul halini ise bir daha hiç duymadım).
İlerleyen zamanlarda o nadide mücevher güzelliğindeki prenses beni ne zaman görse güldü, gülümsedi... Ama annesiyle telefonda öyle günah dolu anları paylaşmıştık ki dönüp prensese o gözle bakamazdım artık, zaten kuzenlerini ve diğer akrabalarını da hırpalamak istemiyordum, bir silahşörün onur kodlarında yeri olamazdı bunun.
En rezil dateniz neydiii? Anlatın da gülelim aqqq