"Kur'an'ı anlamanın önündeki en büyük engel, kelimeleri, İslam sonrası oluşan coğrafî, etnik ve kültürel kalıplarla okumaktır.
Oysa Kur'an, kendi kelimelerini kök ailesi, morfolojik kalıp ve ayetler arası ilişkiler üzerinden inşa eder.
ARB ve ACM köklerini bu yöntemle yeniden okuduğunda, Kur'an'ın dil, aidiyet ve yaratılış hakkında bambaşka, kendi içinde son derece tutarlı bir sistem kurduğunu ortaya koymaktadır.
1. ARB kökü, Kur'an'da üç ayrı kategoride ve birbirinden keskin çizgilerle ayrılan anlamlar kazanır.
A. 'ırba (Vakıa 56:37) – Ayetteki "fe cealnahünne" ifadesindeki "hünne" zamiri açıkça kadınları işaret eder. Buradaki 'ırba, ne "tatlı dilli" ne de "eşine düşkün" anlamına gelir. Kur'an'ın kendi kullanımında ARB, etnik bir kimlik bildiren en temel isimdir.
B. EL-A'RAB (Tevbe 97-99, Ahzab 20) – Bu kalıp, ARAB'ın "Arap birey" anlamından farklı olarak, toplumsal bir bütünü, Arap kavmini ifade eder. Tevbe 97'deki "el-A'rabü eşeddü küfran" ifadesi, bu topluluğun genel karakterini çizer. Ahzab 20'deki "yeveddû lev ennehüm badûne fi'l-A'rab" ise, EL-A'RAB'ın bir mekân/topluluk olduğunu, BADUN'un ise ayrıca "bedevîler (çölde yaşayanlar)" olduğunu netleştirir. Bu iki kelime asla eşanlamlı değildir; birisi aidiyeti, diğeri yaşam biçimini gösterir.
C. ARABÎ ve ARABÎYYEN – Eğer kelime bir ismi veya hükmü niteliyorsa (hükmen arabiyyen), "Araplığa ait hüküm" anlamı gelir. Ancak aynı kalıp, Kur'an veya lisan ile bağlandığında (Kur'anen arabiyyen, bi-lisanin arabiyyin) artık bir aidiyet değil, konuşulan dil anlamına gelir: "Arapça". Kur'an, kendi diline işte bu netlikle "Arapça" der.
2. ACM Kökü: A'CEM (isim) – Acemî / Acem kimliğine ait birey; A'CEMÎYYEN (dil niteleyicisi) – Acemce / Acem dili; EL-A'CEMÎN (çoğul) – Acemler / Acem topluluğu. Bu ayrım, Fussilet 44'te açıkça sergilenir. Ayetteki "e-a'cemiyyün ve arabiyyün" ifadesi, geleneksel okumalarda olduğu gibi "Acemî mi yoksa Arap mı?" şeklinde kişi karşılaştırması değildir. Vav (و) harfi ile birbirine bağlanan bu iki kelime, iki ayrı dili (Acemce ve Arapça) nitelemektedir. Ayetin doğru okuması şudur: "Eğer onu Acemce bir Kur'an kılsaydık, 'Ayetleri Acemce ve Arapça açıklanmış olmalı değil miydi?' derlerdi." Yani Kur'an, Arapça indirilmiştir; ancak muhataplarının itirazı, Acemce bir metnin Arapça açıklanması gerektiği yönündedir. Nahl 103 ise bu teoriyi kesinleştirir. Muhatapların suçladığı kişinin lisanı Acemce'dir (a'cemiyyün), fakat indirilen Kur'an Arapça'dır (arabiyyün).
3. ETRAB (Vakıa 37) – Toprak Kökenliler. Bu kelime, TURAB (toprak) ile aynı kökü paylaşır. Kur'an'da TURAB, insanın yaratılış maddesidir. ETRAB'ı sadece "yaşıtlar" diye okumak, bu derin bağlantıyı görmezden gelmektir. Kur'an, burada cennetteki kadınların melek gibi nurani değil, tıpkı dünyadaki insan gibi topraktan yaratılmış beşerî varlıklar olduğunu ima eder. Bu, cennetteki hayatın da bizim doğamıza uygun olduğunun ontolojik bir kanıtıdır. KEVAİB (Nebe 33) – KE'B kökü, "kabarmış, yükselmiş" anlamı taşır. Ayetteki kullanımı, kadınsı bedensel bir özelliği nitelediğini gösterir. Bu okuma, kelimeyi geleneksel tefsirlerdeki dar ve çoğu zaman edebî mecazlardan kurtararır.
4. Bu okuma sistemi, Kur'an'ın dil ve kimlik anlayışını üç temel eksene oturtur:
5. Aidiyet (Araplık/Acemlik): A'RAB, A'CEM – Bunlar toplulukları ifade eder.
6. Dil (Arapça/Acemce): ARABÎYYEN, A'CEMÎYYE – Bunlar iletişim araçlarıdır.
7. Yaratılış (Topraktan Olma): ETRAB, TURAB – Bu, insanın özünü ifade eder. Geleneksel sözlükler ve mealler, bu üç ekseni sürekli birbirine karıştırmış, A'RAB'ı bedevî, A'CEM'i Arap olmayan herkes, ETRAB'ı ise sadece yaşıt olarak çevirerek Kur'an'ın inşa ettiği bu zengin anlam evrenini yoksullaştırmıştır.
Kur'an, indiği dönemin Arapçasını kullanmakla birlikte, bu kelimelere kendi özgül ve sistematik anlamlarını yükler. Bu sistemi görmemek, sadece çeviri hatası değil; Kur'an'ın mesajını daraltmaktır. 'ırba denildiğinde Arap kadın, ETRABA denildiğinde ise topraktan yaratılmış olduğu anlaşılmalıdır.